Sohbet
NurduaScript
Aysimam
  Script
Turkce Mirc
Forum
   Nur DuA
Hos Geldiniz
                                                     MATURiDi  MEZHEBi

islâm akaidinde imam Ebu Mansur Muhammed b. Muhammed b. Mahmud el-Matüridiyye nisbet edilen mezhep. imam Ebu Mansur el-Mâturidinin akaiddeki mezhebine mensub olanlarin meydana getirdigi topluluga Matüridiyye denilir.

Alemü'l-Hudâ, imamü'l-Huda ve el-Mütekellim lakablariyla da anilan Matüridi takriben 238/852'de Maveraünnehir'de bulunan Semerkand'in Matürid köyünde dogmustur. 333/944'te Semerkand'da vefat etmistir. O, islama cok degerli hizmetler vermis öncü islâm âlimlerinin basinda gelir. Maveraünnehir'de Ehli Sünnet'e nisbet edilen Kelâm ekolünün kurucusu ve mümessilidir. Ehli Sünnet kelâminin Irak'taki mümessili ise Ebul Hasen el-Es'arî'dir (v. 324/936). Maturîdinin yasadigi cagda, ilim ve edebiyata hizmet etmis olan Samanogullari devleti (844-999) hüküm sürmekteydi. Bize kadar gelen Te'vilâtu'l-Kur'an ve Kitâbü't-Tevhîd gibi eserlerinden anliyoruz ki, Matüridi, Kelâm, Tefsir, Mezhebler Tarihi, Fikih ve Fikih usulünde derin bilgi sahibiydi. Mâturidinin hocalari, ilimleri imam A'zam Ebu Hanife'ye uzanan Ebu'n-Nasr el-iyazi, Ebu Bekr Ahmed el-Cürcânî ve Muhammed b. Mukatil er-Râzî'dir. Bunlarin hocasi ise imam Ebu Yusuf ve imam Muhammed'den okumus olan Ebu Süleyman b. Musa el-Cürcânî'dir. imameyn lakabiyla taninan imam Ebu Yusuf ve imam Muhammed, imam A'zam'in en seckin talebeleriydi. Matüridi, hocalarindan imam A'zam'in akaide dair el-Fikhü'l-Ekber, er-Risale, el-Vasiyye, el-Fikhü'l-Ebsat, el-Âlim ve'l-Müteallim isimli risalelerini de okuyup rivayet etmistir. Matürîdî, imam ismini almaya lâyik Hâkim es-Semerkandî (340/951), Ebul-Hasen er-Rustugfeni (v. 345/956), Ebu'l-Leys el-Buhârî, Ebu Muhammed Abdülkerim b. Musa el-Pezdevî (v. 390/999) gibi büyük afimler de yetistirmistir. imamlari Mâtürîdiyye büyük bir sevgi ve saygi ile bagli olan bu âlimler, Maveraünnehir'de Matüridiyye mezhebini delilleri ile kuvvetlendirerek acikliyorlar ve yaymaya calisiyorlardi.

Es'ariyye Kelâm mektebinin dogup gelistigi yer olan Irak, pek cok bid'at mezhebinin ciktigi bir bölgeydi. imam Es'arî, Revâfiz, Karamita ve özellikle Mu'tezile ile cok siddetli ve gürültülü cedel ve münakasalarda bulunmustu. Matüridî'nin yetistigi Maveraünnehir ise Irak'tan uzak oldugu icin az da olsa bid'at akimlarindan uzak kalmisti. Fakat sonunda bu akimlardan bir kismi Maveraünnehir'e sizmis, Mu'tezile'nin sesi buralara kadar aksetmisti. Nisbi de olsa, bid'at mezheblerinin mensublari buralarda da bulunuyordu. imam Matüridî, Maveraünnehir'e kadar gelen Mu'tezile'den baska, Dehriye, Seneviyye ve Karâmita'ya karsi mantikli ve istikrarli mücadeleler vermisti. Onun Kitâbü't Tevhid'i bunlar gibi sapik fikir ve bid'at cereyanlarini icine alan ve bunlari geregi gibi cürütmeye calisan en degerli ve en eski vesika mahiyetini tasimaktadir.
                                     Metodu:
Gerek Es'arî gerekse Matüridî, Mu'tezile ve diger bid'at mezheblerine galebe calabilmek icin, hasimlarinin metodlarinin akl-i selime uygun taraflarini almislar ve Ehli Sünnet Kelâmi'nin kurucusu olmuslardir. Fakat, Ehl-i Sünnet'in Kelâm metodunu daha ziyade dogru ve ilmi bir sekilde baslatan, akla ve nakle de lâyik olduklari degeri vererek bu iki asla bagli kalan ve bu sekilde islâm akaidini aciklamaya calisan, imam Matüridî olmustur. cünkü, dinde akla uymayan bir sey yoktur. Allah'in varligi, hayat, ilim, kudret, irade gibi sifatlari ve Hz. Muhammed (s.a.s)'in peygamberligi akilla isbat edilir. Yine naklin bildirdigi ahiret ve ahvali gibi gayb haberlerinin imkâni akil ile gösterilir ve Resulün haber verdigi sekilde bunlara iman edilir. Kelâm metodunda iman edilecek esas ve konularin hepsi haber-i sadik (sahih bir sekilde bize kadar gelen haber-i Resul ile) tesbit edilir. Bunlari isbat etmeye yarayacak delillere gelince... Bunlardan duyulur âleme ait olanlar icin duyular ve bunun ötesinde kalanlar icin akil kullanilir. Bu sekilde bilgilerimizin üc temel kaynagi ve bunlarin degerleri hakkinda gerekli aciklamayi yapan, imam Matüridî olmustur. O, bilgilerimizin sebepleri ve degeri hakkinda söz edilen ilk islâm âlim ve mütekellimi oldugu icin bu konularda kendisinden sonra gelen kelâmcilara cigir acmistir. Ondan sonra gelen kelâmcilar da yazdiklari eserlerin mukaddimelerinde bilgilerimizin kaynagi ve degeri hakkindaki görüslerini yazmislardir.

Matüridî, Kitabü't-Tevhidinde, insani ilme ulastiran yollarin iz'an (saglam duyu organlari ve bunlarla yapilan deney ve gözlem), haberler ve aklî istidlal oldugunu ve bilgiye ulasabilmek icin bu yollarin hic birisinden müstagni olunamayacagini söylüyor. Ona göre bunlardan her birinin sahasina giren bilgiler grubu vardir. Her bilgi alanina ancak kendisine götüren yolla gidilir. Duyularla elde edilen bilgiyi inkâr eden, inatci ve kendisini begenmistir (Kitabü't-Tevhid Beyrut, 1970 s. 7-8).

Matüridî iki cesit haber oldugunu söyler: 1- Mütevatir haber. Bunun dogru oldugunu tesbit etmek icin konuyu arastirip tetkik etmek lâzimdir. 2- Peygamberlerin haberleri. Yanlarinda dogruluklarini gösteren ayetler (mûcizeler) bulundugu icin, onlarin verdikleri haberlerden daha dogru bir haber yoktur. cünkü dogruluklarinin aciklik ve secikligi bakimindan kalbin isinip yatisacagi sözler peygamberlerin haberleridir.
                  Matüridî akil hakkinda söyle der:
Aklin istidlâline gelince; bunun ilmin sebebi oldugunu kabul etmek gerekir. cünkü duyular vasitasi ile elde edilen bilgileri düsünüp tertipleyerek hüküm veren odur. Duyulardan uzak olan ve bunlarin disinda kalan seyleri anlayan, haberlerle bilinen seyler de yanlislik olup olmadigi ihtimali üzerinde duran, sonra peygamberlerin mucizeleri ile sihirbazlarin aldatmacalarini ayirdeden ve baska seylerin dogrulugunu veya yanlisligini anlayan akildir. Aklin tefekkürü ile mahlukattaki hikmeti ve yaratici olan Allah'in varligina delâlet eden delilleri anlariz.

Nitekim akil ile, Kadîm olan Allah'i bilir ve onu hâdis olan mahlukattan ayirdederiz (Kitabü'l-Tevhid,s. 78). Matüridî, Tevilatü'l-Kur'an ve Kitabü't-Tevhid isimli eserlerinde aklî tefekkür ve istidlâli müdafaa eder; vahyin aklî delil getirmesini mutlaka gerekli görür. Akil sasar veya dogruyu bulamaz korkusuyla, sadece nakle dayanmayi gerekli gören fukaha ve hadiscilere karsi cikar ve söyle der:

"insana aklini kullanmaktan vazgecmeyi telkin eden, seytanî vesveseden baska bir sey degildir. cünkü seytan, kisiyi aklinin semeresinden alikoyar, iyi firsatlara nail olmak ve istedigini elde etmek icin güvencelerini sarsar. Akli kullanarak esyayi düsünmek, onun prensip ve sonuclarindan gizli olanlari bilmek icindir. Sonra bunlarda, esyanin hâdis olduguna ve bunlari yaratanin varligina, nefislerini sehvetlerine uymaktan alikoyanlar icin deliller vardir. Bilinsin ki, akli kullanmaya engel olan, seytanin vesvesesi ve isidir" (Kitabu't-Tevhid s. 136).

Yine Matüridi'ye göre akli hata ve sürcmelerden korumak icin ihtiyatli davranmak, makûlün yaninda nakle de dayanmak gerekir. O bu konuda söyle der: "Kim nakle dayanarak akli kullanmada dikkatli ve ihtiyatli bulunmayi inkâr eder ve akildan gizli kalan seylerin mahiyet ve künhünü anlamak ister ve Hz. Peygamber'den bir isaret olmaksizin nakis ve sinirli akliyla Allah'in hikmetlerinin tamamini ihata etmeye calisirsa, aklina zulmeder ve ona kaldiramayacagi seyleri yüklemis olur" (M. Ebu Zehra Tarihul-Mezahibil-islamiyye fi's-Siyaset-i Vel-Akaid, s. 212-213).

Matüridî'nin elinde hocalarindan okuyup rivayet ettigi imam A'zam'in risaleleri, Akaid'den, ilm-i kelama dönüstü. Bu risaleler inanilmasi lâzim gelen Ehli Sünnet akidesini aciklayan bilgiler idiler. Matüridî bunlarda beyan edilen akaidi baska nakli delillerle takviye etti ve akli kesin delillerle destekledi. Akâid'in teferruâtini bürhanlarla kesinlestirip kuvvetlendirdi. O Maveraünnehir ülkesi ve diger islam bölgelerinde Ebu Hanife ekolünün kelamcisi Ehl-i Sünnet Vel-Cemaatin reisi oldu. Bu sebeple akaidte Hanefî mezhebi, Matüridi'ye nisbet edildi. Böylece, az bir kismi haric, Hanefî mezhebinde bulunan kelâmcilara Matüridiyye denildi. Ebu Hanife'nin ismi ancak Hanefî fikihcilarina nisbet edilmekle yetinildi. Bir cok kelâmci ve arastiricilar, Matüridiyye diye anilan bu Ehli Sünnet mezhebinin asil kurucusunun imam Matüridi degil, imam A'zam Ebu Hanife oldugunu, Matüridî'nin ise onun yazdigi akaid esaslarini aklî ve naklî delillerle destekleyerek acikladigini ifade ederler. Bazilarinin iddia ettigi gibi Matüridî, imam Es'arî'ye bagli bir kimse degil, imam A'zam ve arkadaslarinin esaslarini tedvin ettigi Ehli Sünnet mezhebini aciklayan ve destekleyerek devam ettirenlerdendir.

imam Ebul-Hasen el-Es'arî ile imam Ebu Mansur el-Matüridî, Ehli Sünnet akidesini yayma gayesinde ve pek cok izahlarinin neticelerinde birlesiyorlarsa da; her ikisinin Kelâm metodlari birbirlerininkinden az cok farklidir. süphesiz her iki kelâmci da Kur'an'in ihtiva ettigi akaidi, akil ve mantigi bürhanlarla isbat etmeye calisiyorlardi. cünkü selim akil ile sahih nakil asla catismazdi. Fakat Matüridî, Es'arî'nin verdigi önemden daha fazla akla deger veriyordu. Ona göre aklin daha cok degeri olduguna su örnekler delâlet etmektedir:

1- Her iki mezhebe göre; Allah'in varligini aklî delil getirerek bilmek farzdir. Matüridiyye'ye göre peygamber gönderilmezse bile Allah'i aklen bilmek gereklidir. Allah'i bilmenin vücubunu idrak eden akildir. Akil tek basina Allah'in varligini ve bunun vacib olusunu bilebilirse de, peygamber gönderilmeden, Allah tarafindan yapilmasi teklif edilen hükümleri tek basina bilemez. Allah'i akilla bilmenin aklen vacib oldugu görüsü, Matüridilere imam A'zam Ebu Hanife'den gecmistir. Beyazî'nin (1098/1687) aciklamasina göre, Ebu Hanife "Akil yaratiklara bakarak Büyük Yaraticiyi bilmenin aleti oldugu icin Allah'i bilmemekte kimsenin mazereti olamaz" demistir (Ebu Hanife'nin bu görüsleri icin bk. Kemaleddin el-Beyazî, isaratü'l-Meram, Misir 1949/1368, s. 78).

Es'arîler ise; akil, Allah'in varligini ve birligini bilmede alet oldugu halde, ona bu bilmenin vücubunu emreden akil degil, Allah'tir. Allah'in emri de vahiy ve seriatla bilinir, diyorlar.

Matürîdîler de; Allah'i bilmenin vücubunu emreden Allah ise de, akil, Allah'in koyup emrettigi bu vücubu bilebilir, diyorlar. Fakat, "akilli bir kimsenin mazeretsiz olarak Allah'in varligina ve birligine dair akli delil getirmeyi terketmesi haramdir. Aklî delili bir özrü olmadan terkeden günahkâr olur. Akil tek basina Allah'i bilebilir. Fakat teklifi hükümleri (insanlarin Allah tarafindan mükellef tutulduklâri hükümleri) bilemez" düsüncesinde her iki mezheb de birlesiyorlar.

2- Matüridî, yine, hüsün ve kubuh meselesinde der ki: "Allah bir isi haddi zatinda ve aslinda güzel oldugu icin veya faydasi zararindan daha cok oldugu icin emreder. (Hüsün emrin medluldür) Allah'in bir isi emretmesi, o isin aslinda güzelligine delâlet eder. Bir sey mahiyeti itibariyla cirkin oldugu icin Allah o seyden nehyeder. Allah'in bir seyi nehyetmesi, o seyin aslinda cirkinligine veya zararinin faydasindan daha cok olduguna delâlet eder." Matüridi'ye göre hüsün ve kubuh acisindan esya ve isler üc kisimdir: a) insan aklinin tek basina güzelligini anladigi seyler, b) Tek basina aklin cirkinligini idrak ettigi seyler, c) Tek basina insan aklinin ne güzelligini ne de cirkinligini anlayamadigi seyler, ki, bunlarin da güzelligi ve cirkinligi ancak Allah'in emretmesiyle anlasilir. su kadar var ki; aklin güzelligini bildigi seyleri bile Allah emreder, cirkinligini bildigi seylerden de Allah nehy eder. Aklin tek basina mükellef kilma ve sorumlu tutma hakki yoktur. Dini sorumluluklarda sorumlu tutma hakki yalniz Allah'indir. Yegâne hüküm veren ve insanlari mükellef tutan O'dur.

Es'arîler ise; "esyanin aslinda ve fiillerin mahiyetinde güzellik ve cirkinlik yoktur. Allah emrettigi icin bir sey güzeldir, nehyettigi icin de cirkindir", derler. Aklin, fiillerin aslinda güzellik ve cirkinligi idrak ettigini kabul etmezler.

Mutezileye göre ise; aklin güzelligini idrak ettigi seyler, yine aklin mükellef kilmasiyla vacib olur. cirkinligi anlasilan isten de kacinmak aklin teklifiyle vacib olur.

3- Es'arî; "Allah Teâlâ, bir sebeb ve maksattan dolayi fiillerini islemez (Allah'in fiilleri, maksat, gaye ve illetlerle muallel degildir). Yani, Cenab-i Hak bir seyi sebeb, maslahat ve gayesiz olarak isler de; bir sebebe müstenid ve bir maslahata mebni islemez. cünkü o islediginden sorumlu tutulmaz. Ayetlerde gecen Allah'in hikmetini de ilim ve iradesine irca eder.

Matüridi'ye göre, Allah kendisine hakim (hikmet sahibi) diyor. O halde O'nun hikmet sifati da vardir. Allah bos ve abes islerden münezzehtir. Her isinde hikmet vardir. Yüce Allah, gerek teklifi hükümlerinde, gerekse yarattigi islerinde bir zorlayan ve vacip kilan olmaksizin bu hikmeti murat etmis ve kasdetmistir. cünkü O muhtar, serbestce dileyen ve diledigini isleyendir. Mutezile'nin dedigi gibi, kullarinin mesalihine riayet etmesi O'na vacip olmaz. cünkü, vücub ve gerekli olma, iradeye aykiri olur ve baskasinin O'nda hakkinin oldugunu hatirlatir ve O'nun yaptigi seylerden sorumlu olmasini gerektirir. Allah yaptigindan sorumlu degildir.

4- Matüridiler, Allah'in tekvin (halk) sifatini, kudret sifatindan baska ezeli ve hakiki sifat kabul ederler. cünkü Allah, Kur'an'da kendisini halik (yaratici) olarak vasiflandirmistir. Allah esyayi kudret sifatiyla degil, tekvin sifatiyla yaratir, derler.

Es'arîler ise, tekvin sifatini, Allah'in kudret sifatinin yaratacagi seylere hadis olan bir taallûku olarak kabul ederler.

Görülüyor ki Matüridi'ler nakle bagli kalmislar ve bu basliliktan taviz vermeksizin, nasslarin özüne uygun akli aciklamalarda bulunmuslardir. izmirli ismail Hakki'nin "Yeni ilm-i Kelâm" isimli eserinde Es'ariyye ile Matüridiyye arasindaki farklari belirtirken; "Es'ariyye indinde, tevbe-i ye's (bir kimsenin ölüm esnasinda ilâhi azabi görürken tövbekâr olup iman etmesi) makbul degildir; Matüridiyye'ye göre ise makbuldür" (Yeni ilm-i Kelâm, I, 115) demesi tamamen yanlistir. cünkü Matüridilere göre de tevbe-i ye's asla makbul degildir.

Matüridî, Te'vilâtinda; Ebul-Mu'in en-Nesefi, et-Tabsira' adli eserin de tevbe-i ye'sin makbul olmayisinin sebeplerini aciklarlar: "cünkü bu iman korku ve azabi gidermek icin inanmadir; calisma ile erisilen iman degildir ki onun (ölenin) inanmasi ictihad (emek ve gayret ile husule gelen iman olsun..." (Te'vilat li-Ebi Mansur el-Matüridî, Kayseri Rasid Ef. Kütüphanesi No: 47 vr. 1829).

"Bir kimsenin ye's halinde veya ahirette azabi görürken iman etmesi gecersiz ve faydasiz olur... (Tabsiratül-Edille, Rasid Ef. Küt. No: 496, vr. 86).

Tevbe-i ye'sin makbul olmayacagi hakkinda Kötülükleri isleyip dururken ölüm bunlardan birine geldigi zaman simdi tevbe ettim, diyenlerin tevbesi yoktur... " (en-Nisa, 4/18) Azabimizi gördükleri vakit iman etmeleri kendilerine fayda verecek degildir" (el-Mü'min, 40/85) gibi âyetler vardir. Matüridîler ayetlerin zahirine aykiri düsecek görüslerde bulunmazlar.

islâm tarihinde akaidi aciklayan itikadî mezhebler baslica dörttür. Bunlar, Resulullah'in ve Ashab-i kirâmin akâidine ve üzerinde bulunduklari yola yakinliklari itibariyla söyle siralanirlar:

a) Ehl-i Sünneti hassa denilen Selefiyye: Bunlar nasslarin zahirine bagliligi ve teslimiyeti prensip edinmislerdir. Kur'an'da bildirilen iman esaslarini akilla fazla irdeleyip kurcalamadan iman ederler.

b) Es'ariyye: Nasslari esas olarak alip akli delillerle bunlari desteklerler.

c) Matüridiyye: Bunlar da Es'ariyye gibi kelâm metodunu kabul ederler. Kur'an ve sahih sünnette bildirilen akaidi daha fazla aklî ve kuvvetli delillerle desteklerler.

d) Mutezile: Bunlar akli esas alip nakil ile bunu desteklemeye calisirlardi. Bazi arastiricilar, akla bu kadar önem verdigi icin Matüridiyye, Selefiyye'den daha cok Mutezile'ye yakindir demislerdir. Dikdörtgen seklinde bir alanin ucunda Selefiyye yani Ehl-i hadis; öteki ucunda Mutezile bulunur. Alanin Mutezileye bitisik 1/4'ünde Matüridiyye; Muhaddislerin yaninda Es'ariyye mevcuttur, demislerdir.

Matüridî, nasslarin yardimiyla akli istidlalin gerekli olusu prensibini tefsirinde de uygulamistir. O "Tevilatü'l-Kur'an"isimli eserinde mütesabihleri muhkem ayetlere hamletmektedir. Yol bulabildigi vakitte Kur'an'i Kur'an ile tefsir etmektedir. cünkü Kur'an'in bir kismi diger bir kismiyla celismez. Eger o (Kur'an) Allah'tan baskasi tarafindan olsaydi, elbette icinde birbirini tutmayan bir cok seyler bulurlardi" (en-Nisa, 4/82). Matüridî, mütesâbih ayeti, dayanacagi bir muhkem ayet veya kat'i bir delil bulamazsa te'vil etmekten kacar. Mütesabih ayetleri te'vil hususunda takib edilen bu metodu Es'ari de kullanmistir. Ancak Es'ariyye ve Matüridiyye kelamcilarinin müteahhirini, halk yanlis yorumlayarak tesbihe düsmesinler diye mütesabih ayetleri te'vil etmislerdir. Bu te'villerinde bu ayetlerin kesin anlami olmadigini, ihtimal dairesi icinde oldugunu belirtmislerdir.
                        Matüridiyye Mezhebini Gelistirenler:
Matüridi'nin akaid ve kelam metodu bizzat bu ekole bagli olan müelliflerin eserlerinden ögrenilmektedir. Matüridî pek cok eser telif etmistir. Ancak bunlardan pek cogu kaybolmus, günümüze kadar ancak iki tanesi gelebilmistir:

Bunlardan birisi "Tevilâtü'l-Kurân "digeri adi "Te'vilatü Ehli's-Sünne"dir. Dünya kütüphanelerinde elli tane kadar nüshasi oldugu sanilmaktadir. Hemen hemen istanbul'un her kütüphanesinde bir nüshasi mevcuttur. Dirayet usulünü takip eden cok kiymetli bir Kur'an tefsiridir. Müellif münasebet düstükce akaid konularina cok yer ayirir ve bid'at mezheblerinin görüslerini reddeder. Bu bakimdan Matüridiyye akaidine ait kiymetli bir kaynak sayilir. Bu eser, Ebu Bekir Muhammed b. Ahmed es-Semerkandî (v. 533/1158) tarafindan serh edilmistir. Bir nüshasi sehid Ali Pasa kütüphanesinde No: 283 mevcuttur. Matüridi'nin diger eseri Kitabü't-Tevhid olup, dünyadaki tek nüshasi Cambridge Üniversitesi kütüphanesinde 3651 numarada kayitlidir. Dr. Fetullah Huleyf tarafindan tahkik edilerek 1970 de Beyrut'ta bastirilmistir.

Matüridiyye mezhebini gelistiren ve zirvesine cikaran alim Ebul-Mu'in Meymun b. Muhammed en-Nesefi'dir (417-508/1024-1115). Matûridiyye'nin yetistirdigi en büyük kelamcidir. Nesefi, imam Matüridi'nin görüslerine (Mukallidin imani hakkindaki görüsü haric) bagli kalmistir. Es'ari kelaminda Ebu Bekir el-Bakillani (v. 403/1013) ve Gazzali (505/1111)'nin degeri ne ise Matüridi kelaminda da, Nesefi'nin degeri aynidir. Matüridi'nin kitablarinin özellikle Kitâbü't Tevhîdinin iyi anlasilmasi icin Nesefi'nin Tabsiratül-Edille, isimli kitabi bir anahtar mesanesindedir.

Nesefi'nin diger bir kitabinin ismi "et-Temhid li-Kavaidi't-Tevhid"tir. Bu kitabin istanbul Kütüphanelerinde bir kac nüshasi vardir. Mesela Beyazid Küt. No: 3078,158. (vr.) Nesefî'nin Bahrul-Kelâm fi Akaidi Ehli'l islâm isimli kitabi ise Konya'dan Ali Ramazan Hadimi tarafindan 1327-1329/1911 de bastirilmistir. Bu kitap yine ayni yilda Kahire'de de basilmistir.

Matüridiyye kelâmina hizmet eden baska Nesefîler de yetismistir. Nesefi Semerkant ile Ceyhun nehri arasinda bulunan bir sehirdir. Ortacagda bu sehirde islâmî ilimlerin her dalinda eser telif etmis pek cok alim yetismistir. Ebu Hafs Necmeddin Ömer en-Nesefi (v. 537/1142) Burhanuddin en-Nesefi (687/1289) Ebul-Berekat en-Nesefi, Matüridiyye mezhebine hizmet eden büyük âlimlerdendir. Bu sonuncusunun "Medariku't-Tenzil ve Hakaiku't Te'vil" isimli tefsiri. pek meshurdur. Tefsirin muhtelif yerlerinde Matüridî kelâmina ait görüsler yer alir.

imam Ebu Mansur Matüridî, bir müminin inancini akli delile dayanmadan körü körüne taklid eden kimsenin (mukallidin) imaninin, kuvvetli bir temele dayanmadigi icin, makbul olmadigini söylemistir. Matüridînin bu konudaki görüsleri, Nesefi'nin Tabsiratül-Edille'sinde söyle dile getirilir: "Delilsiz oldugu icin mukallidin tasdiki faydali olmaz. cünkü sevap kulun cektigi mesakkat karsiliginda verilir. Mukallidin, imanin aslini kazanmasinda sikintisi yoktur. Bilakis, imana ulasmada delil getirme ve süphe ile kesin delilleri ayirdetmede düsünmenin kaidelerini gözetip nazar ve teemmüle alisarak karsilasilan kuskulari gidermek icin sikinti cekilir... Kisi emek ve gayretini sadece pesin lezzetleri elde etmek icin harcar, yalniz kendisini gecici dünya ile faydalanmaya terkeder, sonra hic bir sikintiya gögüs germeksizin külfet ve mesakkate katlanmaksizin iman ederse, sevap elde edemez ve bu imaninin faydasini görmez. Nitekim önceden istidlali olmadigindan dolayi, azabi görürken inananin bu imani kendisine fayda vermez" (Tabsiratü'l-Edille, Rasid Ef. Küt. No: 496, vr. 86; Fatih Küt. No: 2907, vr. 96-10). Matüridi'nin bu görüsüne basta Nesefi olmak üzere hic bir Matüridiyye kelâmcisi katilmamistir. cünkü iman Allah'i ve Resulünün Allah tarafindan getirdiklerini tasdik etmektir. Kalbte süphesiz kesin tasdik bulunup bunun ziddi tekzib gelmedigi müddetce iman makbuldur. Gücü yettigi halde Allah'in varligina deliller getirmeyi terkeden mümin, günahkâr olur.


Ana sayfa.