Bediüzzaman ve Risale-i Nur tarihce-i hayat
BEDiÜZZAMAN VE RiSALE-i NUR
RiSALE-i NUR NEDiR VE NASIL BiR TEFSiRDiR?
Kur'anin hakikatlarini müsbet ilim anlayisina uygun bir tarzda izah ve isbat eden Risale-i Nur Külliyati, her insan icin en mühim mesele olan "Ben neyim? Nereden geliyorum? Nereye gidecegim? Vazifem nedir? Bu mevcudat nereden gelip nereye gidiyorlar? Mahiyet ve hakikatlari nedir?" gibi suallerin cevabini vazih ve kat'î bir sekilde, cekici bir üslûb ve güzel bir ifade ile beyan edip ruh ve akillari tenvir ve tatmin ediyor.
Yirminci asrin Kur'an Felsefesi olan bu eserler, bir taraftan teknik, fen ve san'at olarak maddiyati, diger taraftan iman ve ahlak olarak maneviyati cami ve havi olacak Türk medeniyetinin, sadece maddiyata dayanan sair medeniyetleri geride birakacagini da isbat ve ilan etmektedir.
Ecdadimizin bir zamanlar kalblerinde yerlesen îman ve itikad cihetiyle zemin yüzünde yüz mislinden ziyade devletlere, milletlere karsi îmanindan gelen bir kahramanlikla mukabele etmesi, islamiyet ve kemalat-i maneviyenin bayragini Asya, Afrika ve yari Avrupa'da gezdirmesi ve "Ölsem sehidim, öldürsem gaziyim." deyip ölümü gülerek karsilayarak müteselsil düsman hadisata karsi dayanmasi gibi, milletce medar-i iftihar alî seciyemizin bugün biz genclerde inkisafi, vatan ve millet menfaati bakimindan ve istikbalimizin selameti noktasindan ne derece elzem oldugu malûmdur. Mutlaka her hareket ve hizmette maddî bir ücret ve sahsî menfaatler mülahaza etmek, Türk'ün millî tarihinin seref ve haysiyeti ile kabil-i te'lif olamaz. Bizler, ancak riza-yi ilahî icin calisiyoruz. Bizzat hizmetinde bulunmakla aldigimiz telezzüz, kardes ve vatandaslarimiza, islamiyete ve insaniyete yardimda bulunabilmek mazhariyetinden gelen ebedî hayatimiza ait sürur ve ümid, bizim bu babda aldigimiz ve alacagimiz yegane hakiki mukabele ve ücrettir.
sh: » (T: 656)
Risale-i Nur, nasil bir tefsirdir?
Tefsir iki kisimdir. Birisi: Malûm tefsirlerdir ki, Kur'anin ibaresini ve kelime ve cümlelerinin manalarini beyan ve izah ve isbat ederler. ikinci kisim tefsir ise: Kur'anin imanî olan hakikatlarini kuvvetli hüccetlerle beyan ve isbat ve izah etmektir. Bu kismin cok ehemmiyeti var. Zahir malûm tefsirler, bu kismi bazan mücmel bir tarzda dercediyorlar; fakat Risale-i Nur, dogrudan dogruya bu ikinci kismi esas tutmus, emsalsiz bir tarzda muannîd feylesoflari da susturan bir manevî tefsirdir.
Risale-i Nur sübjektif nazariye ve mütalaalardan uzak bir sekilde, her asirda milyonlarca insana rehberlik yapan mukaddes kitabimiz olan Kur'anin hakikatlarini rasyonel ve objektif bir sekilde izah edip insaniyetin istifadesine arzedilen bir külliyattir.
Risale-i Nur!.. Kur'an ayetlerinin nurlu bir tefsiri... Bastan basa îman ve tevhid hakikatlariyla müberhen... Her sinif halkin anlayisina göre hazirlanmis... Müsbet ilimlerle mücehhez... Vesveseli sübhecileri ikna ediyor... En avamdan en havassa kadar herkese hitab edip, en muannid feylesoflari dahi teslime mecbur ediyor...
Risale-i Nur!.. Nurlu bir külliyat... Yüzotuz eser... Büyüklü kücüklü risaleler halinde... Asrin ihtiyaclarina tam cevab verir... Akli ve kalbi tatmin eder... Kur'an-i Kerim'in yirminci asirdaki -lafzî degil- manevî tefsiri...
isbat ediyor!.. Akla gelen bütün istifhamlari... Zerreden Günese kadar îman mertebelerini... Vahdaniyet-i ilahiyyeyi... Nübüvvetin hakikatini...
isbat ediyor!.. Arz ve Semavatin tabakatindan, melaike ve ruh bahsinden, zamanin hakikatindan, Hasir ve ahiretin vukuundan, Cennet ve Cehennemin varligindan, ölümün mahiyet-i asliyesinden ebedî saadet ve sekavetin menbaina kadar... Akla gelen ve gelmeyen bütün imanî meseleleri en kat'î delillerle aklen, mantiken, ilmen isbat ediyor... Pozitif ilimlerin müsevviki... Riyazi meselelerden daha kat'î delillerle akli ve kalbi ikna edip, meraklari izale eden bir saheser...
* * *
sh: » (T: 657)
Az mikdarda bastirilabilen, hicbir ticarî gaye ve zihniyetle calisilmiyarak bayilere dahi verilmeyen bu eserlerin geliri, mütebaki eserlerin tab'ina hasredilecektir.
Büyük bir titizlik ve hassasiyetle üzerinde durdugumuz mühim bir husus da; Risale-i Nur'un layik ellere gecmesi ve onun hakiki fiati olarak en az yirmibes kisinin istifade etmesinin temin edilmesidir.
Bu manevi tefsir; "Sözler", "Mektubat", "Lem'alar", "sualar" diye dört büyük kisimdan mütesekkil olup, yekûnu yüz otuz risaledir.
Nesrinde calisanlar
sh:» (T: 658)
Konusan Yalniz Hakikattir
Risale-i Nur'da isbat edilmistir ki, bazan zulüm icinde adalet tecelli eder. Yani, insan bir sebeple bir haksizliga, bir zulme maruz kalir, basina bir felaket gelir, hapse de mahkûm olur, zindana da atilir. Bu hüküm bir zulüm olur. Fakat bu vakia adaletin tecellisine bir vesile olur. Kader-i ilahî baska bir sebepten dolayi cezaya mahkûmiyete istihkak kesbetmis olan kimseyi bu defa bir zalim eliyle cezaya carptirir, felakete sürer. Bu, adalet-i ilahiyenin bir nevi tecellisidir.
Ben simdi düsünüyorum... Yirmisekiz senedir vilayet vilayet, kasaba kasaba dolastiriliyor, mahkemeden mahkemeye sevkediliyorum. Bana bu zalimane iskenceleri yapanlarin atfettikleri suc nedir? Dini, siyasete alet yapmak mi? Fakat nicin bunu tahakkuk ettiremiyorlar? cünki, hakikat-i halde böyle bir sey yoktur. Bir mahkeme aylarca, senelerce suc bulup da beni mahkûm etmeye ugrasiyor. O birakiyor.. diger bir mahkeme ayni meseleden dolayi beni tekrar muhakeme altina aliyor. Bir müddet de o ugrasiyor.. beni tazyik ediyor.. türlü türlü iskencelere maruz kiliyor. O da netice elde edemiyor, birakiyor. Bu defa bir ücüncüsü yakama yapisiyor. Böylece musibetten musibete felaketten felakete sürüklenip gidiyorum. Yirmisekiz sene ömrüm böyle gecti. Bana isnad ettikleri sucun asli, esasi olmadigini nihayet kendileri de anladilar. Onlar bu ithami kasden mi yaptilar, yoksa bir vehme mi kapildilar. ister kasid,ister vehim olsun, benim böyle bir sucla münasebet ve alakam olmadigini kemal-i kat'iyetle yakînen ve vicdanen biliyorum ya.. dini siyasete alet edecek bir adam olmadigimi bütün insaf dünyasi da biliyor ya.. hatta beni bu sucla ittiham edenler de biliyor ya.. O halde neden bana bu zulmü yapmakta israr edip durdular? Neden ben sucsuz ve masum oldugum halde böyle devamli bir zulme ve muannid bir iskenceye maruz kaldim? Neden bu musibetlerden kurtulamadim? Bu ahval, Adalet-i ilahiyyeye muhalif düsmez mi?
Bir ceyrek asirdir bu suallerin cevaplarini bulamiyordum; üzülüyordum, muzdarip oluyordum. Bana zulüm ve iskence yaptiklarinin hakiki sebebini simdi bildim. Ben, kemal-i tees-
sh:» (T: 659)
sürle söylerim ki; benim sucum hizmet-i Kur'aniyemi maddî manevî terakkiyatima, kemalata alet yapmakmis.. simdi bunu anliyorum, hissediyorum. ALLAH'a binlerle sükrediyorum ki; uzun seneler ihtiyarim haricinde olarak hizmet-i îmaniyemi maddî ve manevî kemalat ve terakkiyatima, azaptan, cehennemden kurtulmakligima, hatta saadet-i ebediyeme vesile yapmakligima yahut herhangi bir maksada alet yapmakligima manevi gayet kuvvetli manialar beni menediyordu. Be derûnî hisler ve ilhamlar beni hayretler icinde birakti. Herkes hoslandigi manevî makamati ve uhrevî saadetleri amal-i saliha ile kazanmak ve bu yola müteveccih olmak herkesin mesrû hakki oldugu hem de hic kimseye hicbir zarari bulunmadigi halde ben, ruhen ve kalben bu ahvalden menediliyordum. Riza-i ilahiden baska fitrî vazife-i ilmiyyenin sevkiyle yalniz ve yalniz îmana hizmet hususu bana gösterildi. cünki, bu zamanda hic bir seye alet ve tabi olmiyan ve her gayenin fevkinde olan hakaik-i îmaniyeyi fitrî ubudiyetle bilmiyenlere, bilmek ihtiyacinda olanlara te'sirli bir surette bildirmek, bu kesmekes dünyasinda îmani kurtaracak ve muannidlere kat'î kanaat verecek bu tarzda, yani hic bir seye alet olmayacak bir tarzda bir Kur'an dersi vermek lazimdir ki; küfr-ü mutlaki ve mütemerrid ve inatci dalaleti kirsin; herkese kat'î kanaat verebilsin. Bu kanaat da, bu zamanda, bu serait dahilinde dinin hicbir sahsî, uhrevî, dünyevî, maddî ve manevî bir seye alet edilmedigini bilmekle husule gelebilir; yoksa komitecilik ve cemiyetcilikten tevellüd eden dehsetli dinsizlik sahsiyet-i maneviyesine karsi cikan bir sahis en büyük manevî bir mertebede bulunsa yine vesveseleri bütün bütün izale edemez; cünki, imana girmek isteyen muannidin nefsi ve enesi diyebilir ki: «O sahis dehasiyla, harika makamiyle bizi kandirdi.» böyle der ve icinde süphesi kalir.
Allah'a binlerce sükür olsun ki: Yirmisekiz senedir dini siyasete alet ittihami altinda kader-i ilahi ihtiyarim haricinde dini, hic bir sahsî seye alet etmemek icin beserin zalimane eliyle mahz-i adalet olarak beni tokatliyor, ikaz ediyor. Sakin diyor, îman hakikatini kendi sahsina alet yapma; ta ki, îmana muhtac olanlar anlasinlar ki, yalniz hakikat konusuyor, nefsin evhami, seytanin desiseleri kalmasin, sussun.
sh:» (T: 660)
iste Nur Risalelerinin, büyük denizlerin büyük dalgalari gibi gönüller üzerinde husule getirdigi heyecanin kalblerde ve ruhlarda yaptigi tesirin sirri budur; baska bir sey degil. Risale-i Nur'un bahsettigi hakikatlerin aynini binlerce alimler yüzbinlerce kitaplar daha beligane nesrettikleri halde yine küfr-ü mutlaki durduramiyorlar. Küfr-ü mutlakla mücadelede bu kadar agir serait altinda Risale-i Nur bir derece muvaffak oluyorsa, bunun sirri iste budur. Said yoktur; Said'in kudret ve ehliyeti de yoktur; konusan yalniz hakikattir, hakikat-i îmaniyedir.
Madem ki: Nur-u hakikat, îmana muhtac gönüllerde tesirini yapiyor.. bir Said degil, bin Said feda olsun. Yirmisekiz sene cektigim eza ve cefalar, maruz kaldigim iskenceler, katlandigim musibetler helal olsun. Bana zulüm edenlerin, beni kasaba kasaba dolastiranlarin, hakaret edenlerin, türlü türlü ithamlarla mahkûm etmek isteyenlerin, zindanlarda bana yer hazirlayanlarin hepsine hakkimi helal ettim.
adil kadere de derim ki: Ben senin bu sefkatli tokatlarina müstahak idim. Yoksa, herkes gibi gayet mesrû ve zararsiz olan bir yol tutarak sahsimi düsünseydim, maddî manevî füyuzat hislerimi feda etmeseydim, îman hizmetinde bu büyük ve manevî kuvveti kaybedecektim. Ben, maddî ve manevî her seyimi feda ettim, her musibete katlandim, her iskenceye sabrettim. Bu sayede, hakikat-i îmaniye her tarafa yayildi. Bu sayede Nur mekteb-i irfaninin yüzbinlerce belki de milyonlarca talebeleri yetisti. Artik bu yolda hizmet-i îmaniyede onlar devam edeceklerdir; ve benim, maddî ve manevî her seyden feragat meslegimden ayrilmayacaklardir; yalniz ve yalniz Allah rizasi icin calisacaklardir.
Bize iskence edenler bilmiyerek, kader-i ilahinin sirlarina akil erdiremeyerek hakikat-i îmaniyenin inkisafina hizmet ettiler. Bizim vazifemiz onlar icin yalniz hidayet temennisinden ibarettir. Ben cok hastayim; ne yazmaya ne söylemeye takatim kalmadi; belki de bunlar son sözlerim olur. Medresetüzzehra'nin Risale-i Nur talebeleri bu vasiyetimi unutmasinlar
SAiD NURSÎ
sh: » (T: 661)
iSLAMiYET DÜsMANLARININ YAPTIKLARI TAARRUZ VE HiLaF-I HAKiKAT MENFÎ PROPAGANDALARINA MUKABiL ÜNiVERSiTE NUR TALEBELERiNiN BiR AcIKLAMASIDIR
Aziz Siddik Kardeslerimiz,
imtihan ve gazaniz gecmis olsun der, sizi tebrik ederiz. Risale-i Nur'un tahkikî îman dersleriyle îman mertebelerinde terakki ve teali edip kuvvetli îmani elde eden Nur Talebeleri icin öyle taarruzlar, bir cihetten bir imtihandir ve kömürle elmasi tefrik eden bir mihenktir. Nur Talebeleri icin Allah'a îman, Peygambere ittiba ve Kur'an-i Kerim'le amelden dolayi hapisler bir Medrese-i Yûsufiye'dir. Zulüm ve iskenceler, birer kamci, birer percindir. Kader-i ilahi bize o hücumlarla isaret veriyor ki: "Haydi durma calis!" Kur'an ve îman hizmeti ugrunda mahkemelerde konusmak, Nur Talebelerince bir dostu ile sohbet etmektir. Karakollara götürülüp, getirilmek, carsi pazara gidip gelmekten farksizdir. Kelepceler, dînî cihad-i ekberin birer altin bilezigidirler. Beserin zulmen mahkûm etmesi ise, hakikatte Hakk'in beraet verecegine bir delildir. Bütün öyle iskence ve zulümler, Nur Talebeleri icin birer seref madalyasidir. Ne mutlu ki, otuz seneden beri Nur Talebeleri agabeylerimiz bu nimetlere mazhar olmuslar. Maalesef bizlere ki, bizler bu sereflere nail olamadik ve olamiyacagiz da. Zira bunlari kazandiran devir kapanmak üzeredir.
Risale-i Nur, bu vatan ve millete emniyet ve asayisi temin eden ve kalblere birer yasakci birakan îmanî bir eserdir. islamiyet düsmanlarinin tahrikatiyla olan müteaddid mahkemelerde Risale-i Nur'a beraetler verilmis, Temyiz Mahkemesi ittifakla beraet kararini tasdik ederek Risale-i Nur davasi kaziye-i muhkeme halini almistir. Yirmibes mahkeme de "Risale-i Nur'da suc bulamiyoruz" diye karar vermistir. Otuz seneden beri yüzbinlerle Nur talebelerinin bir tek vukuati görülmemistir. Bunun icin, Risale-i Nur'un nesrine mani olmaya calisanlar, emniyet ve asayisin düsmani ve vatan ve millet haini anarsistlerin hesabina bilerek veya bilmeyerek calisanlardir. Risale-i Nur'a ilisen hükûmet degildir; cünkü, emniyet ve zabita anlamis ki, Bediüzzaman ve Nur Tale-
sh: » (T: 662)
belerinde siyasî bir gaye yoktur. Bunlarin mesguliyeti, sadece îman ve islamiyettir. iste o gizli din düsmanlarinin taarruzlari karsisinda Nur Talebeleri Risale-i Nur'daki tahkiki îman derslerinin verdigi îman kuvvetiyle metin, salabetli ve maglûb edilmez bir hizb-ül Kur'an ve fethedilmez bir kal'a halindedirler. Din düsmanlari tarafindan hücumlar oldukca, Nur Talebelerinin Risale-i Nur'a ve Üstadlarina olan sadakat ve sebat ve faaliyetleri ziyadelesir, percinlesir. Bir talebesi Üstadimiza söyle yazmis:
"Ey benim aziz kahraman Üstadim! Muarizlarimiz arttikca kuvvetimiz cogaliyor.. Rabb-i Rahîmimize hadsiz sükürler olsun."
Evet; o bir zamanlar ki, karanlikli, zulümatli ve esedd-i zulüm ve istibdad-i mutlak devrinde herkes susturulmus; fakat tek bir kimse susmamis ve susturulamamis. Bu yekta ve nadir kimse olan Bediüzzamanin talebeleri de maglub edilememislerdir...
Nur talebeleri, evvela kendi imanlarini kurtarmak, bununla beraber din kardeslerinin de îmanlarini kurtarmak icin Kur'an-i Hakîmin yüksek ve parlak bir tefsiri olan Risale-i Nur'u okumuslar ve okutmuslardir. Îmanlarini kurtarmaya calistiklari ve Riza-yi ilahi icin Kur'ana ve imana Risale-i Nur'la hizmet ettikleri sirada maruz kaldiklari hücum ve taarruzlara hic ehemmiyet vermeyerek o gizli din düsmanlarinin tasallutlarini, saldirislarini kendileri icin îman ve Kur'an hesabina bir kamci ve bir tesvikci hükmüne gectigine kanaat getirmislerdir. Otuz senelik bu nevi hadisatin ve bu nevi tesiratin neticeleri, bu millet-i islamiye müvacehesinde meydandadir.
iste Risale-i Nur'un yeni ve müstak talebeleri olan kardeslerimiz! Sizler de böyle bir Üstadin ve böyle bir eserin talebeleri oldugunuzdan sizlerin de bu semerelere ve meyvelere mazhar olup Nurlara daha ziyade sarilarak, hararet ve istiyakiniz daha fazla ziyadelesmis olarak Nurlari sebat ve sadakatla okumak derecesine nail olacaginizdan, hem sizleri ruh u canimizla tebrik ediyoruz, hem sizlere binler selam ve dualar edip dualarinizi bekliyoruz.
* * *
Nurlara olan taarruzlarin bir zarari olsa yirmi faydasi vardir. Elbette yirmi kazanca karsi bir zarar hic hükmündedir. Taarruz-
sh: » (T: 663)
lar ancak ve ancak Nur'un nesriyat ve fütuhatinin genislemesine, inkisafina sebebdir ve Millet-i islamiye nazarinda itimad ve emniyet kazanmasina medardir. Risale-i Nur'un Anadolu genisliginde ve alem-i islam vüs'atinda ve Avrupa ve Amerika capindaki maddî ve manevî tesirat ve fütuhatina ve nesriyatina sahid olan islamiyet düsmanlari yine bazi taarruzlar yapmislar: Aldigimiz haberlere göre bu taarruzlardan sonra, hususan sark vilayetlerinde, eskisine nazaran Nur'un fütuhati on gün icinde on misli fazlalasmis. Hem böylelikle halkin nazar-i dikkati Risale-i Nur'a ve Üstadimiza cevrilmis, uyuyanlar uyanmis, tenbeller harekete gelmis, ihtiyatsizlar ihtiyata muvaffak olmuslardir. Bu aci taarruzlar gelip gecici olmakla beraber, sirf bir korku ve evham yaymak kasdiyla yapilan vesileler ve desiseli manevralardir. Ahmak din düsmanlari güya Nur Talebelerini korkutmak sevdasiyla resmî kimseleri aldatip tahrik ve alet etmeye calisiyorlar. Acaba o gafiller bilmiyorlar mi ki, bizler Nur'un talebeleriyiz... Dinsizlerin, masonlarin, komünistlerin mahiyeti gayet derecede zayiftir. Zahiren kuvvetli gibi görünmeleri serseri bir cocugun bir haneyi bir kibritle mahvetmesi gibi tahribatla is görmelerindendir. Evet, onlar son derece zayiftirlar; cünkü, bir serce kusu kadar iktidari olmayan kendi varliklarina güvenirler. Hem son derece zillet, meskenet ve asagilik icindedirler; cünkü, insanlara kul-köle olup onlara mürailik, riyakarlik ve dalkavukluk ediyorlar. Ehl-i iman ise, hususan tahkiki îman ile îmani inkisaf edenler kavidirler, muazzezdirler. Onlarin her biri bir abd-i aziz ve bir abd-i küllîdirler; cünkü onlar, bir Kadîr-i Zülcelale ve bir Hakîm-i Zülkemale ve bir Halik-i Kainata ve bir ve bir e ibadet ederler.. kulluk ederler... O'na intisab ederler.. hem istinad ederler.
Bu gizli din düsmanlari ve münafiklar coktandir anladilar ki, Nur Talebelerinin kefenleri boyunlarindadir. Onlari, Risale-i Nur'dan ve Üstadlarindan ayirmak kabil degildir. Bunun icin seytanî planlarini, desiselerini degistirdiler. Bir zayif damarlarindan veya safiyetlerinden istifade ederiz fikriyle aldatmak yolunu tuttular. O münafiklar veya o münafiklarin adamlari veya adam-
sh: » (T: 664)
larina aldanmis olanlar dost suretine girerek, bazan da talebe sekline girerek derler ve dedirtirler ki: "Bu da islamiyete hizmettir; bu da onlarla mücadeledir. su malûmati elde edersen, Risale-i Nur'a daha iyi hizmet edersin. Bu da büyük eserdir." gibi bir takim kandirislarla sirf o Nur Talebesinin Nurlarla olan mesguliyet ve hizmetini yavas yavas azaltmakla ve baska seylere nazarini cevirip, nihayet Risale-i Nur'a calismaya vakit birakmamak gibi tuzaklara düsürmeye calisiyorlar. Veyahut da maas, servet, mevki, söhret gibi seylerle aldatmaya veya korkutmakla hizmetten vazgecirmeye gayret ediyorlar. Risale-i Nur, dikkatle okuyan kimseye öyle bir fikrî, ruhî, kalbî intibah ve uyaniklik veriyor ki; bütün böyle aldatmalar, bizi Risale-i Nur'a siddetle sevk ve tesvik ve o dessas münafiklarin maksadlarinin tam aksine olarak bir tesir ve bir netice hasil ediyor. Fesübhanallah... Hatta öyle Nur Talebeleri meydana gelmektedir ki, asil halis niyet ve kudsî gayeden sonra -bir sebeb olarak da- münafiklarin mezkûr planlarinin inadina, ragmina dünyayi terk edip kendini Risale-i Nur'a vakfediyor.. ve Üstadimizin dedigi gibi diyorlar: "Zaman, islamiyet fedaisi olmak zamanidir."
Bizim hizmet-i imaniyeye nazaran cam parcalari hükmündeki siyasetle alakamiz yoktur. Diyanet Riyaseti ehl-i vukuf raporunda: "Risale-i Nur kitablarinda siyaseti alakadar eden mevzular yoktur." demistir. Hatta o zaman, yine Afyon savcisi da iddianamesinde: "Bediüzzaman ve talebelerinin faaliyeti siyasî degildir" diye hükmetmistir. Evet, Risale-i Nur sakirdlerinin mesgul oldugu vazife, en muazzam olan mesail-i dünyeviyeden daha büyüktür. Siyasetle ugrasmiya vaktimiz yoktur. Yüz elimiz de olsa, ancak Nur'a kafi gelir. Amerika, ingiliz kadar servetimiz de olsa, yine îmani kurtarmak davasina hasredecegiz. Hem bir takim siyasî islerle veya bir takim batil cereyanlarla ve fikirlerle ugrasmaya zamanimiz yoktur. Ömrümüz kisadir. Vaktimiz dardir. Üstadimizin dedigi gibi, "Fena seylerle mesguliyet fena tesir eder. Fena iz birakir." Hususan böyle bir asirda "Batili, iyice tasvir etmek, safî zihinleri idlaldir." Evet menfilikleri ögrenerek mücadele edecegim gibi saf bir niyetle baslayip menfî seylerle mesgul
sh: » (T: 665)
ola ola dînî baglari ve dînî salabet ve sadakati eski haline nazaran gevsemis olanlar olmustur.
Risale-i Nur, nuru yerlestirerek zulmeti izale ediyor; yok ediyor. iyiyi ögreterek, fenayi fark ve tefrik ettiriyor ve vazgeciriyor. Hakikati ders vermekle, batildan kurtariyor ve batildan mahfuz kiliyor.
Hülasa-i kelam: Biz, ancak Nurlarla mesgulüz.. biz mücevherat-i Kur'aniye ile istigal ediyoruz.. bizler, Kur'anin kainat vüs'atindeki elmas gibi hakikatlarina calisiyoruz.. bizler, ancak bakiye hizmet ediyoruz.. bizler, fani seylere emek sarf etmeyiz.. bizim, Risale-i Nur'la olan hizmet-i îmaniyemiz, baska seylerle istigalimize ihtiyac birakmiyor.. her seye kafi geliyor...
Elhasil: Üstadimiz Bediüzzamanla ve Risale-i Nur'la mücadele eden insafsiz gizli din düsmanlari, acz-i mutlakla ebede kadar maglubiyettedirler. Bediüzzaman ve Risale-i Nur ise, ebediyen muzaffer ve muvaffaktir. sahsi cürütmeye calismakla Risale-i Nur cürütülemez. Zira, Risale-i Nur, bizatihî hüccet ve bürhandir. O'nu ve Onun müellifini cürütmeye calisanlar, cürümeye mahkûm olmuslardir. Nümunesi, tarih müvacehesinde meydandadir; ve hem de cürüyeceklerdir. Risale-i Nur'daki yüksek hakikat, Risale-i Nur'u ebede kadar payidar kilacaktir...
Evet, Nur Talebeleri agir ceza mahkemelerinde demisler ki: "Bizi Üstadimiz Bediüzzamandan ve Risale-i Nur'dan ve bizi bizden ayiracak hicbir beseri kuvvet yoktur." Evet, o münafiklarin atomlari dahi, bu hususta acizdir. Farz-i muhal yapabilseler, hatti cesedimizi öldürseler de, ruhumuz selamet ve saadetle ebediyete gidecektir. Hem Üstadimizin Mektubat Mecmuasinda dedigi gibi deriz: "Birimiz dünyada birimiz ahirette, birimiz sarkta birimiz Garbda, birimiz simal'de birimiz Cenubda olsak; biz yine birbirimizle beraberiz."
Üstadimiz hicbir manevî makam iddia etmiyor. Baskalari tarafindan kendine verilen büyük ve müstesna payeleri reddediyor. Fakat O'nun hal ve ahvali, fiiliyat ve harekati, O'nun kim oldugunu anlamaya ve isbata kafidir. Evet Bediüzzaman'in ve Risale-i Nur'un Kur'an, îman ve islamiyet hizmetine mani olabilmek icin, dünyayi elinde tutup cevirecek bir kuvvet lazimdir.
Hazret-i Üstadimizin idam planlariyla sevk edildigi mahkemedeki müdafaatlarindan, Büyük Müdafaat kitabindan bazi cümleler:
sh: » (T: 666)
"Risale-i Nur Talebeleri baskalarina benzemez; onlarla ugrasilmaz; onlar maglûb olmazlar. Risale-i Nur, Kur'an'in malidir. Kur'an-i Hakîmden süzülmüstür. Kur'an ise, Arsi Fersle baglayan bir zincir-i nûranidir... Kimin haddi var ki buna el uzatsin. Risale-i Nur, bu Anadolunun sinesine yerlesmistir; hicbir kuvvet onu söküp atamiyacaktir."
Meshur ve harikulade bir eser olan "ayet-ül Kübra Risalesi"nden:
"Risale-i Nur, yalniz cüz'î bir tahribati ve bir kücük haneyi tamir etmiyor; belki külli bir tahribati ve islamiyeti icine alan ve daglar büyüklügünde taslari bulunan bir muhit kal'ayi tamir ediyor. Ve yalniz hususi bir kalbi ve has bir vicdani islaha calismiyor; belki bin seneden beri tedarik ve teraküm eden müfsid aletlerle dehsetli rahnelenen kalb-i umumiyi ve efkar-i ammeyi ve umumun ve bahusus avam-i mü'minînin istinadgahlari olan islamî esaslarin ve cereyanlarin ve seairlerin kismen kirilmasiyla bozulmaya yüz tutan vicdan-i umumiyeyi, Kur'anin i'caziyla; ve genis yaralarini, Kur'anin ve îmanin ilaclariyla tedavi etmeye calisiyor. Elbette böyle küllî ve dehsetli rahnelere ve yaralara hakkalyakîn derecesinde daglar kuvvetinde hüccetler cihazlar ve binler tiryak hasiyetinde mücerreb ilaclar ve hadsiz edviyeler bulunmak gerektir. iste bu zamanda, Kur'an-i Mûciz-ül Beyanin i'caz-i manevisinden cikan Risale-i Nur, o vazifeyi görmekle beraber; îmanin hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inkisafata medar olmustur ve olmaktadir!.."
Aziz kardeslerimiz, yüzlerce ülemanin susturuldugu ve dînî nesriyatin yaptirilmadigi ve Kur'anin hakikatlarini beyan ve teblig etmeye dinen muvazzaf olduklari halde cebren yaptirilmadigi ve din adamlarinin imha edilmesi gibi dehsetli ve tarihin görmedigi bir hengamda, Kur'an ve îman ve islamiyeti yikmak planlarinin tatbik edildigi en müdhis bir devirde ve küfr-ü mutlakin ve dinsizligin en azgin bir zamaninda Bediüzzaman Said Nursî, Kur'an ve îman ve islamiyetin fedakar ve pervasiz bir müdafii ve muhafizi olarak cihad-i diniye meydaninda yegane sahis olarak görülmüstür. Evet, Bediüzzaman; devletlere, milletlere mukabil, degil yalniz bir yerdeki Firavunlara, bütün Avrupa dinsizligine karsi tek basiyla meydan okumus ve okuyor. Ve Kur'an hakikatlarini esedd-i zulüm ve istibdad-i mutlak icerisinde nesrediyor..
sh: » (T: 667)
"Vazifemiz calismaktir. Bizi galib etmek, maglûb etmek, muvaffak etmek ve Nurlari kabul ettirmek Cenab-i Hakka aittir. Biz, vazife-i ilahiyeye karismayiz." demis ve tarihte misline rastlanmiyan zulüm ve iskenceler icerisinde cok zalimane muameleler görmüs ve kapisinda jandarma ve polis bekletilmek suretiyle Cuma Namazina dahi gitmekten men' edilmis ve bütün bu tarihi facialari kapatmak ve kimseye isittirmemek icin de siki bir takyidat altina alinmistir.
iste böyle agir sartlar icerisinde Risale-i Nuru Hazret-i Üstadimiz inayet-i ilahiye ile te'lif edip, ekserisini Kur'an harfleriyle ve el yazisiyla nesretmistir. Böylelikle -ayni zamanda- Kur'an hattini da muhafaza etmis ve yüzbinlerle Müslüman Türk Gencleri Risale-i Nuru okuyabilmek icin mukaddes kitabimiz olan Kur'anin yazisini ögrenmek nimet ve serefine nail olmuslardir. Üstadimiz, malik oldugu kuvvet-i îman ve ihlas-i tamme ile hakaik-i Kur'aniye ve îmaniyeyi avam ve havas talebelerinin umumunun istifade edebilecegi ve asrin anlayisina uygun yepyeni bir tarz-i beyanla ifade ve izhar etmistir. Böylece Risale-i Nur gibi taptaze ve parlak ve yüksek bir tefsir-i Kur'aniyi inayet-i Hakla meydana getirmistir.
Bu harikulade eserlerdir ki, bu vatan ve milleti dinsizlik ve komünistlikten muhafaza etmistir. Hem seair-i islamiyenin cebren kaldirildigi ceberut devrinde, dünya hatiri icin kendini mecbur zannederek o kudsi seairden fedakarlik yapanlarin ve din zararina hareket edenlerin ve islamiyete muhalif fetvalara ve bid'alara mecbur edilenlerin coklugu zamaninda Bediüzzaman, ne lisan-i halinde, ne lisan-i kalinde ve ne de fiiliyatinda o kadar zulümler cektigi ve idamlarla tehdid edildigi halde en kücük bir degisiklik bile yapmamistir. Bilakis, "Ecel birdir, tegayyür etmez... Ölüm, bu alem-i fenadan alem-i bekaya ve alem-i nura gitmek icin bir terhistir." deyip mücadeleye atilmis; bid'alari tanitan ve durduran ve seair-i islamiyeyi muhafaza eden ve Sünnet-i Seniyeyi ihya eden eserleri perde altinda otuz seneden beri nesretmis ve muhitinde, adeta Devr-i Saadet'in bir cilvesini yasatmistir. Bir Sünnet-i Seniyeye muhalif hareket etmemek icin iskenceli bir inzivayi ihtiyar etmistir. Otuz seneden beri milyonlara hükmeden dinsiz ve emsalsiz bir istibdad-i mutlak, Bediüzza-
sh: » (T: 668)
mani hicbir cihetten hicbir vakit hükmü altina alamamis, bilakis zalim müstebidler O'na maglûb olmuslardir.
Risale-i Nur, taklidî îmani tahkiki îmana cevirip -îmani kuvvetlendirip- iki cihanin saadetini kazandirip, hüsn-ü hatimeyi netice verir. En büyük dinsiz feylesoflari da ilzam etmistir. Risale-i Nurun bir hususiyeti de sudur ki: Diger Mütekellimîne muhalif olarak ehl-i dalaletin menfiliklerini zikretmeden, yalniz müsbeti ders vererek, yara yapmaksizin tedavi etmesidir. Bu itibarla bu zamanda Risale-i Nur, vehim ve vesveseleri mahvediyor, akla gelen sualleri, istifhamlari; nefsi ilzam, kalbi ikna ederek cevablandiriyor. Risale-i Nur; hem akli, hem kalbi tenvir eder, nurlandirir; hem nefsi müsahhar eder. Bunun icindir ki; yalniz akilla giden ehl-i mekteb ve ehl-i felsefe, ve kalb yoluyla giden ehl-i tasavvuf, Risale-i Nura sariliyorlar. Ve ehl-i mekteb ve felsefe anliyorlar ki, hakiki münevverlik; akil ve kalb nurunun mezciyle kabildir. Yalniz akilla gitmek, akli göze indiriyor. Bu hal ise, bir kanadi kirik olanin mahkûm oldugu sukutu netice veriyor. ihlasli, halis ehl-i tasavvuf idrak ediyor ki, demek zaman eski zaman degildir; böyle bir zamanda, hem kalb ile, hem akil ile bizi hakikat yolunda götürecek ve hakikata vasil edecek Kur'anî bir yol lazimdir ki, biz zülcenaheyn olabilelim (Hasiye-1). intibaha gelmis olan ehl-i medrese vakif oluyorlar ki; eski zamanda medrese usulü ile onbes senede elde edilebilen imanî ve islamî netice bu zamanda, Risale-i Nur'la onbes haftada elde edilebiliyor. Üstadimiz buyuruyorlar ki: "Bir sene Risale-i Nur derslerini anlayarak ve kabul ederek okuyan kimse, bu zamanin mühim ve hakikatli bir alimi olabilir."
Risale-i Nur, Resûl-ü Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin nûranî mesrebini ve Sahabe-i Kiramin alî seciyesini beyan eden bir nur ve feyiz hazinesidir. iste bu mezkûr vaziyet, bu-
(Hasiye-1) Yetmis-seksen senelik bir seyr-i sülûkla kutbiyete ve gavsiyete erisen pek ender zatlarin bir noktaya kadar gidip "Burasi müntehadir, ilerisine gidilmez." dedikleri mertebeleri, Bediüzzaman, Kur'andan buldugu bir yolla, ilimle daha ilerisine gittigini, Arabî Mesnevî-i Nuriye mecmuasini mütalaa eden zatlar söylüyorlar. Büyük bir saheser olan bu Arabî eseri mütalaa eden o müdakkik ehl-i ilim, "Bu eserdeki cok derin ve pek ince ve gayet derecede yüksek hakikatlardan ne kadar istifade edebilsek bize kardir." diyorlar.
sh: » (T: 669)
günkü dünyaya taptaze, nûranî bir hayat ve yepyeni bir veche vererek su hakikati gösteriyor ki; coktandir birbirine muariz zannedilen ehl-i mekteble ehl-i medreseyi ve ehl-i tekyeyi, Risale-i Nur tevhid ve te'lif ediyor. Hem de, muaraza halinde olan sarkla Garbi baristiriyor. ittihad-i islami meydana getirmek icin calisan ehl-i islama yegane carenin Risale-i Nur oldugu, mütehassis zatlar tarafindan kabul ve tasdik edilmektedir. Hem, bugünkü dünyadaki ihtilaflari halledecek olan; aklen, fikren terakki etmis yirminci asir insanlarina hak ve hakikati anlatabilecek yepyeni bir ilmî kesfiyati ve bir teceddüdü Amerika'da, Avrupa'da hususan Almanyada, taharri eden cereyanlar meydana gelmis; eger idrak edebilirler ve görebilirlerse, iste Risale-i Nur Külliyati... Nitekim bu hakikatin idrak edilmeye baslandigini gösteren emareler bahtiyar Alman Milleti icinde görülmektedir. (Hasiye-2)
Eski zaman Garb feylesoflarinin cözemedikleri ve yeni zaman feylesoflarinin da: "Felsefe henüz bunu halledememistir" dedikleri dügümler, Risale-i Nur'da, Kur'anin feyziyle kesf ve halledilerek aklen ve mantikan isbat edilmistir. sarkin dahî hükemalarinin kirk sahifede anlatmaya calistiklari müsküller, Risale-i Nur'un bir sahifesinde veciz bir sekilde ifade edilmistir.
Bediüzzaman'in 1935 senesinde idam edilmek üzere verildigi Agirceza Mahkemesindeki müdafaatindan bir iki cümle: "Risale-i Nur, sönmez, söndürülemez. Risale-i Nur, söndürülmek icin üflendikce parlayan bir nurdur. Risale-i Nur, tilsim-i kainatin muammasini kesf ve halleden bir kessaftir."
Hem, hasr-i cismanî meselesinde, hükemadan ibn-i Sina gibi meshur bir dahînin, "Hasir naklîdir, iman ederiz; akil bu yolda gidemez" dedigi bir hakikat, Risale-i Nur'da, hem umumun istifade edebilecegi emsalsiz bir tarzda Kur'anin feyziyle aklen isbat edilmistir.
Dalalet-alûd Avrupa feylesoflarinin ve sapkin talebelerinin bazi mütesabih ayat-i Kerîme ve Ehadîs-i serifenin zahirî manalarini anlamayarak yaptiklari kasidli itirazlara, Risale-i Nur'da aklen, mantikan cevablar verilerek, o ayetlerin ve o Hadîslerin birer mucize olduklari isbat edilmistir. Böylelikle de, bu zamanda fen ve fel-
(Hasiye-2) Avrupada hristiyanlar icinde bir tek kasabada altmisbes aded sarikli genc Nur Talebesinin cikmasi, bunun bir nümunesidir.
sh: » (T: 670)
sefeden gelen dalalet ve sübheleri Risale-i Nur kökünden kesmistir. Risale-i Nur bunu yaparken de müsbet bir usûl takib etmistir.
Risale-i Nur, fevkalade müstesna bir edebî üstünlüge maliktir. En meshur eserlerle bile kabil-i kiyas olmayan ve baslibasina bir hususiyeti haiz olan üslûbunda yüksek bir belagat, fesahat ve selaset ve i'caz vardir. Hatta Bediüzzaman'in eserlerini alem-i islamin israrla arzu etmesiyle Arapcaya tercüme ettirmek icin büyük islam alimlerine "Asa-yi Mûsa Mecmuasi" götürüldügü vakit, okumuslar ve demislerdir ki: "Bediüzzaman'in eserlerini ancak kendisi tercüme edebilir; Risale-i Nur'daki yüksek belagati ve misilsiz olan fesahat ve i'cazi tercümede muhafaza etmekten ve Onun ilmini ihata etmekten aciziz!" Bu suretle o yüksek alimler, Üstadimizin faziletini ve Risale-i Nur'un kemalatini göstermislerdir.
Bediüzzaman, eserlerinde, hemen bütün büyük müellif ve ediblerden farkli olarak lafizdan ziyade manaya ehemmiyet vermistir. Manayi, lafza feda etmemis; lafzi manaya feda etmistir. Üslûbda okuyucunun bir nevi hevesini nazara almamis, hakikati ve manayi esas tutmustur. Vücuda elbiseyi yaparken vücuddan kesmemis, elbiseden kesmistir. Risale-i Nur'daki akli, kalbi, ruhu ve vicdani celbeden ve hakikata rameden o ilahî cazibedendir ki; colugu-cocugu, genci-ihtiyari, avami-havassi o Nur'a kosuyorlar ve o cazibedar Nur'un pervanesi oluyorlar. Bu hakikatin parlak bir misali olarak genis bir talebe kitlesi, az zamanda din düsmanlarini titreten bir hale gelmistir.
Risale-i Nur'un her cihetten oldugu gibi edebî cihetten de kiymet ve ehemmiyetini ifade etmek, ediblerin hususan bizlerin bin derece haddinden uzaktir. Bu husustaki karinca kararinca olan sönük, fakat samimî ve hakikatli ifadelerimiz, Risale-i Nur'dan gördügümüz azîm istifadeye mukabil sonsuz bir minnet ve sükranimizin ifadesinden ibarettir. Yoksa bu mevzularda sahib-i salahiyet ve sahib-i ihtisas, ancak ve ancak Risale-i Nur'un kendi müellifi olabilir.
Risale-i Nur, bu asrin ihtiyacina tam cevab veren yegane tefsir-i Kur'anî oldugu, enaniyetini Hakka feda eden faziletperver islam ülemasi tarafindan tasdik ve fevkalade bir sekilde takdir
sh: » (T: 671)
ve tahsin edilmis ve edilmektedir. Elli sene evvel Bediüzzaman Said Nursî'nin te'lifatindaki hususiyetler ve bir bahr-i umman gibi Onun ilmî dehasidir ki; Misir matbuatinda "Bediüzzaman, Fatîn-ül asr'dir" diye yüksek ehl-i ilme hüküm verdirmistir.
Bediüzzaman, mukabelesiz hediye kabul etmemeyi düstur-u hayat edindigi düsmanlarinca da tasdik edilerek, islamiyet düsmanlarinin ehl-i ilme yaptigi ithami, bu düsturuyla fiilen tekzib ve ilmin hicbir seye alet olmadigini yine fiiliyati ile isbat etmistir. Ülema-i islamin seref ve haysiyetini ve izzet-i islamiye ve izzet-i dinîyeyi, en zalim ve hunhar hükümdarlar karsisinda bile muhafaza ve müdafaa etmistir. Ac kaldigi zamanlarda dahi, hayati boyunca olan istigna kaidesini bozmamis ve "iktisad ve kanaat iki büyük hazinedir, bunlarin bereketi bana kafidir" diyerek halklardan istigna etmis ve etmektedir.
Bediüzzaman Said Nursî'nin senelerden beri hapisten hapse, zindandan zindana atilmasi ve menfadan menfaya sürülmesi ve kendisine daima tazyikler ve siddetli zulüm ve dehsetli iskenceler yapilmasi ve onyedi defa zehir verilmesi, bir günde bir aylik azablar cektirilmesi, kendisinin ve Risale-i Nur Külliyatinin hakkaniyet ve sidkina birer canli mühür ve birer parlak delildir. Mesela: Hindistan'da sormuslar: "Bediüzzaman nasil bir kimsedir?" Cevaben denilmis ki: "Hasta, garib, fakir, mazlum, hediye ve sadakalari kabul etmeyen ve halen de cekmekte oldugu o kadar zulümlere ragmen altmis senedir davasindan vazgecmeyen bir ihtiyardir." Onlar da: "Öyleyse o hakikat söylüyor ve küfr-ü mutlaka, dinsizlere, zindiklara boyun egmiyor, riyakarlik etmiyor, dalkavukluk yapmiyor ve Kur'an ve islamiyete tesirli ve küllî bir hizmet yapiyor ki, onlar da Ona zulüm etmisler." demisler.
Üstadimiz Bediüzzaman hakkinda, takdirkar ve faziletperver zatlarin takdirleri bir senadan ibaret degildir; bir vakiadir; fiiliyat ve icraatinin belki yüzden birisini kisaca acizane ve noksan bir tarzda nakletmektir. Hem bu mevzuda Risale-i Nur talebelerinin takdirkar makale, mektub ve fikralari bir medih degildir; belki Üstadimizin dinî hizmetini hedef tutan, sahsina taarruz eden vicdan-
sh: » (T: 672)
siz ve insafsiz din düsmanlarina karsi müsbet bir müdafaadir. (Hasiye)
Böyle oldugu halde Üstadimiz öyle zatlarin ve Risale-i Nur talebelerinin hakikatli takdir ve beyanlarina karsi hiddetlenerek, cok defa da hatirlarini kirarak der ki: "Zaman, sahis zamani degil, sahs-i manevî zamanidir. Risale-i Nur'da sahis yok, sahs-i manevî var. Ben bir hicim; Risale-i Nur, Kur'anin malidir; Kur'andan süzülmüstür. seref ve hüsün Kur'anindir. sahsimla, Risale-i Nur iltibas edilmis. Meziyet, Risale-i Nur'a aittir. Risale-i Nur'un nesrindeki harika muvaffakiyet ise, Risale-i Nur talebelerine aittir; yalniz su kadar var ki, siddetli ihtiyacima binaen Cenab-i Hak, Kur'an-i Hakîm'den bana ilac ve tiryaklari ihsan etti; ben de kaleme aldim. Her nasilsa, bu zamanda birinci tercümanlik vazifesi bana düsmüs. Ben de Risale-i Nur'un talebesiyim. Bir risaleyi simdiye kadar yüz defa okudugum halde yine okumaya muhtac oluyorum. Ben sizlerin ders arkadasinizim." der.
Bediüzzaman Said Nursî'nin cihansümûl Kur'an ve iman ve islamiyet hizmetindeki müstesna muvaffakiyet ve zaferinin ve Risale-i Nur'daki kuvvetli tesiratin sirri: Kendisinin ihlas-i etemmi kazanmis olmasidir. Yani, yalniz ve yalniz Riza-yi ilahîyi esas maksad edinmistir. Bu hususta: "Meslegimizin esasi, azamî ihlas ve terk-i enaniyettir. ihlasli bir dirhem amel, ihlassiz yüz batman amele müreccahtir. insanlarin maddî manevî hediyelerinden, hürmet ve teveccüh-ü ammeden, söhretten siddetle kaciyorum." der. Ziyaretci kabul etmemesinin bir hikmeti de bu sir olsa gerek. Hem ihlasa verdigi gayet fazla ehemmiyet, yüz otuz
(Hasiye): ins ve cinn seytanlari ve dinsizlerin bir desisesi de budur ki; bazan derler ve dedirtirler: "Üstadiniz sahsina kiymet vermiyor; siz ise O'nun hakkinda takdirkar mektublar yazip, Üstadinizin rizasina uygun hareket etmiyorsunuz." iste onlar, Risale-i Nur ve Üstadimizi islamiyet düsmanlarina karsi müsbet ve nezih bir tarzda müdafaa etmekten menetmek icin safdillik damarlarindan istifade ile böyle bir fikir ve mugalata ile Nur Talebelerini aldatmaya, igfal etmeye calisirlar. Evet Üstadimiz Bediüzzaman, ihlasinin iktizasi olarak sahsina kiymet vermiyebilir; bu hal, Üstadimizdaki yüksek bir kemalat ve ali bir seciyenin timsalidir. O sahsina ne kadar kiymet vermiyorsa, bizim onda milyarlar derece fazla kiymet ve ehemmiyeti görmemiz, basiret ve insaniyetin muktezasidir. Bir lütf-u ilahîdir. Zira Risale-i Nur gibi parlak bir tefsir-i Kur'an olan saheser, O'nun varligindan meydana gelmis ve fiskirmistir. Öyle bir eserin müellifiyle yalniz bugünkü alem-i islam degil, yalniz asr-i hazir beseriyeti degil, nesl-i atideki milyarlar kimsenin hayat ve memat davasi Risale-i Nur'la alakadardir...
sh: » (T: 673)
parca eserinden yalniz "ihlas Risalesi"nin basina, "Laakal her onbes günde bir defa okunmalidir" kaydini koymasindan da anlasiliyor. "Büyük Mahkeme Müdafaati" kitabinda: "Risale-i Nur, degil dünyaya, kainata da alet edilemez; gayemiz, Riza-yi ilahîdir." demistir.
iste bu sirr-i ihlastandir ki, imam-i Gazalî (R.A.) gibi en meshur islam hükemalarinin eserlerini tetebbu eden muhakkik ve müdakkik bir ehl-i ilim diyor ki:
Risale-i Nur'dan okudugum bir sahifenin bana verdigi istifade, diger eserlerin on sahifesinden daha fazladir.
Felsefî eserlerle mesgul bir muallim:
Ben, bu kadar senedir ilmî ve felsefî eserlerle istigal ettim. Risale-i Nur kadar beni ikna eden ve Garb eserlerinden ve felsefeden aldigim yaralari tedavi eden ve bu zamanin ihtiyacina tam cevab veren bir eseri görmedim.
Bir edebiyatci:
Benim aklim nursuz, kalbim mü'mindi. Risale-i Nur, hem aklimi, hem kalbimi tenvir ve nefsimi ilzam etti. Beni, Cehennemî bir azabdan kurtardi.
Bir doktor:
Risale-i Nur'dan istifadeye basladigim günü, hayata gözlerimi actigim gün olarak biliyorum.
Bahtiyar bir üniversiteli:
Üstadimiza ve Risale-i Nur'a ait bir mektubu, istanbul'un bir yerinden bir yerine götürmek gibi bir hizmeti, mebusluga tercih ederim.
Otuz sene evvel, ihlasli ve faziletli ihtiyar bir ehl-i tasavvuf, Lütfü isminde bir genci göstererek: "Bu Nur talebesi benden ileridir" demistir ki, bunlar binler itiraflardan birer nümunedir.
Yine bu azîm sirr-i ihlasa binaendir ki; Risale-i Nur talebeleri, iman ve islamiyet hizmetinde agir sartlar ve kayidlar ve tehdidatlar icinde muvaffak oluyorlar ve hayatlarini, Risale-i Nur'a ve Üstadlarina vakfetmisler. Risale-i Nur'u, sermaye-i ömür ve gaye-i hayat edinmislerdir. Risale-i Nur davasi, Riza-yi ilahî davasi oldugu icindir ki, hamiyet-i islamiyeye malik mümtaz avukatlar, Risale-i Nur'un fahrî avukati olmak ve dindar hakperest mücahid muharrirler, dünyayi istila edecek Nur'un ilaninda hisse-
sh: » (T: 674)
dar olmak seref ve nimetine mazhar olmuslardir. Risale-i Nur'un nesriyat ve fütuhati ve tesirati; sessiz, büyük bir ihtisamla muhtesem bir bahar mevsiminde intisar eden mevcudat gibidir.
iste ey Risale-i Nur gibi hadsiz hamd ü senalara sayeste olan bir nimet-i azîmeye nail olan Nur kardeslerimiz! Böyle bir dahî-yi azamin, böyle bir mütefekkir-i ekberin, böyle bir müellif-i islamin ve ulûm-u evvelîn ve-l ahirîne vakif böyle bir allame-i asrin, böyle bir mücahid-i ekberin, böyle bir sahib-i zühd ve takvanin hakaik-i imaniyenin varliginda adeta tecessüm eden böyle bir abd-i küllînin, Riza-yi ilahîden baska hicbir seye iltifat etmeyen ve azamî ihlasin mazhari olan böyle bir tilmiz-i Kur'an ve hadim-i islamin ve "Bir ferdin imanini kurtarmak icin Cehenneme de atilmaya hazirim" diyen böyle bir halaskar-i imanin ve idam icin sevkedildigi Divan-i Harb-i Örfî'de "Sen de mürtecisin" ittihamina karsi "Eger Mesrutiyet bir firkanin istibdadindan ibaret ise, bütün ins ve cin sahid olsun ki ben mürteciyim. Bin ruhum da olsa, Kur'anin bir tek mes'elesine hepsini feda etmeye hazirim." diyen ve beraetinden sonra da tesekkür etmeyerek, Bayezid meydanindaki kalabalikta "Yasasin zalimler icin Cehennem... Yasasin zalimler icin Cehennem!" diye bagirarak ilerleyen ve imha planiyla verildigi mahkemelerde yirmidört sene evvel "Ey mülhidler! Ey zindiklar! Said, ellibin nefer kuvvetinde demissiniz... Yanlissiniz... Kur'ana ve imana hizmetim cihetiyle ellibin degil, elli milyon kuvvetindeyim!... Titreyiniz! Haddiniz varsa ilisiniz!...", "Benim ölümüm sizin basinizda bomba gibi patlayip, basinizi dagitacaktir. Topraga atilan bir tohumun yüzer sünbüller vermesi gibi, bir Said yerine yüzler Said size o yüksek hakikati haykiracaktir." Ve onbes sene evvel: "Saclarim adedince baslarim bulunsa, her gün biri kesilse, bu hizmet-i imaniyeden cekilmem." Ve "Dünyayi basima ates yapsaniz, hakikat-i Kur'aniyeye feda olan bu basi zindikaya egmem!" diyen ve elli sene evvel alem-i islami sömüren, sömürgeci cebbar ve zalim bir imparatorluga karsi: "Tükürün o zalimlerin hayasiz yüzüne" diye matbuat lisaniyla cevab veren ve Büyük Millet Meclisinde, Reise: "Kainatta en yüksek hakikat imandir. imandan sonra namazdir. Namaz kilmayan haindir. Hainin hükmü merduddur. Cenab-i Hak, Kur'an-i Kerîm'inde, yüz yerde edasini emrettigi
sh: » (T: 675)
namazdan daha büyük bir hakikat olsa idi, imandan sonra onu emrederdi" diyen ve yazdigi bir beyannameden sonra Mecliste cemaatle namaz kilinmasina baslanan ve Birinci Cihan Harbinde Gönüllü Alay Kumandani olarak esir düstügü Rusya'da Moskof carligina karsi izzet-i islamiyeyi muhafaza edip, kursuna dizilecegi hengamda "ahirete gitmek icin bana bir pasaport lazimdi" diye ölümü istihkar eden böyle bir kahraman-i islam Üstadimiz Bediüzzaman'in eserlerini okumak nimet-i uzmasina mukabil canimizi da feda etsek, ömrümüzü de Ona vakfetsek, zulümden zulüme de sürüklensek, ömrümüzün nihayetine kadar sükran secdesinden kalkmasak bize yine ucuzdur...
Üstadimiz sik sik der ki: Meslegimiz müsbettir; menfî hareketten Kur'an bizi menediyor.
Ey Seyyid-i senedimiz! Ey ruhumuzun ruhu, kalbimizin kalbi, canimizin cani, cananimiz, sertacimiz, sevgili Üstadimiz Efendimiz!.. Madem bize menfî harekete izin vermiyorsun. Öyle ise biz de Rahmet-i ilahiyeden niyaz ederek ahdediyoruz ki; din düsmanligi ile Üstadimiza zulmeden o gaddar, insafsiz zalimlerden intikamimizi söylece alacagiz: Risale-i Nur'u ölünceye kadar mütemadiyen okuyacagiz.. ve nesrinde sebat ve sadakatla hizmet edecegiz.. O'nu altun mürekkeblerle yazacagiz. insaallah...
Üniversite Nur Talebeleri
ÜSTADIN ZiYARETciLERE DAiR BiR MEKTUBU
Umum Dostlarima Hususan Ziyaretcilere Bir Özrümü Beyan
Etmeye Mecbur Oldum
Ekser hayatim inzivada gectigi gibi, otuz-kirk senedir tarassut ve taarruza maruz kaldigimdan, zaruretsiz sohbet etmekten cekinip tevahhus ediyordum. Hem eskidenberi manevî ve maddî hediyeler bana agir geliyordu. Hem simdi ziyaretciler, dostlar cogalmis; hem manevî mukabele lazim gelmis. simdi maddî bir lokma hediye beni hasta ettigi gibi, manevî bir hediye olan ziyaret etmek, görüsmek, hususan baska yerlerden musafaha icin zahmet edip gelmek ziyareti dahi ehemmiyetli bir hediye-i manevîyedir.. Ona
sh:» (T: 676)
mukabele edemiyorum; hem de ucuz degil, manen pahalidir. Ben kendimi o hürmete layik görmüyorum, manen mukabele de edemiyorum. Onun icin simdilik aynen maddî hediye gibi, bir ihsan-i ilahî olarak bana manevî hediye gibi olan sohbetten zaruret olmadan menedildim. Bazi beni hasta eder, maddî hediyenin tam mukabilini vermedigim vakit beni hasta ettigi gibi. Onun icin hatiriniz kirilmasin, gücenmeyiniz.
Risale-i Nur'u okumak on defa benimle görüsmekten daha karlidir. Zaten benimle görüsmek ahiret, iman, Kur'an hesabinadir. Dünya ile alakami kestigim icin dünya hesabina görüsmek manasizdir. ahiret, iman, Kur'an icin ise; Risale-i Nur daha bana ihtiyac birakmamis. Hatta hizmetimdeki has kardeslerimle de zaruret olmadan görüsemiyorum. Yalniz bazi Risale-i Nur'un fütuhatina ve nesriyatina ait bazi hizmetler icin bazi zatlarla görüsmek isterim. Ne vakit bu noktalar icin görüsmek istesem o zaman görüsmek caiz olabilir ve bana sikinti vermez. Bu noktayi bilmeyen ziyarete gelenlere haber veriyorum ki, birkac senedir ceridelerle ilan etmisim ki, benimle görüsmek isteyenleri, hususan uzak yerden gelerek görüsemeden gidenleri hususî dualarima dahil ediyorum.. Her sabah da dua ediyorum.. Onun icin gücenmesinler.
SAiD NURSÎ
Gayet siddetli hasta Üstadimiza mühim, resmî bir zattan bir mektub geldi. Diyor ki: "Tarihce-i Hayatin" nesrolunmamasi icin eski partinin mühim adamlari, büyük bir taviz ile eski partinin bazi memurlarini bu hataya sevketmisler...
Üstadimiz da dedi ki: Bu "Tarihce-i Hayatin" en mühim kismi üc defa Sebilürresad tarafindan, dört defa da otuz-kirk seneden beri hem eski harf, hem yeni harf ile nesredilmis ve icindeki müdafaat parcalari da müteaddid mahkemelerin huzurunda okunmus ve resmen de nesredilmis. Yeni olarak, Medine-i Münevvere gibi haric yerlerden bir-iki alim zatin, izah ve tesekkür nev'inden birkac hakikatli mektublari var. Onun icin mahkemelerin resmen bunlara ilisecek hicbir ciheti yok.
sh: » (T: 677)
Saniyen: Risale-i Nur, kirk-elli senede bütün ehl-i siyasetin tazyikati altinda tek basina alem-i islamda harika bir tarzda nesroldugu halde, simdi milyonlar nasirleri varken degil eski bir parti, dünya toplansa ona karsi bir sed cekemez, mümkün degil. Belki bir ilanname hükmüne gecer. Onun icin, Nur talebeleri müteessir olmasinlar...
Salisen: Hem eski partinin bana karsi zulümlerini helal ettigim, hem Kur'anin bir kanun-u esasîyesi olan yani, birisinin hatasi ile baskasi, partisi, akrabasi mesul olmaz, olamaz, diye, hem Anadolu, hem vilayet-i sarkiyede Risale-i Nur'la nesredildigi sebebiyle, asayise tam kuvvetli bir tarzda hizmet edilmis. Demek bir manevî zabita hükmünde herkesin kalbinde bir yasakci birakiyor. Bu noktaya binaen, Risale-i Nur eski partinin dört-bes hatasini yüz derece ziyadelestirmeye manidir. Yüzde bes adamin hatasini, doksanbese de verip yirmi-otuz derece ziyadelestirmemis. Onun icin umum o partinin ekserisi iktidar partisi kadar Risale-i Nur'a minnetdar olmak lazimdir. cünkü, bu dersi, bu Kanun-u Esasiye-i Kur'aniyeyi Risale-i Nur ders vermeseydi, o bes adamin hatasi binler adami da hatakar yapardi.
Rabian: Kat'iyyen tahakkuk etmis ki: Risale-i Nur haricten hücum eden küfr-ü mutlaka karsi bu milleti ve alem-i islamiyeti muhafaza edecek, Kur'an-i Hakîmin mucize-i manevîyesinden bir derstir ki, dinsiz feylesoflardan hicbirisi ona karsi mukabele caresi bulamadilar. Kat'iyyen haber aldik ki: Haricte bazi yerde bir milyon gencler "Müsalemet-i umumîyyeyi temin edecek Risale-i Nurdur" demisler. Sulh-u umumî taraftari Almanya ve Amerika gibi bazi ecnebilerin de Risale-i Nur'u tercümeye basladigini haber aldik.
Hamisen: Eger resmî adamlar bazi yeni kanunlara yanlis manalar verip bir-iki satirina ilisseler benim bedelime deyiniz ki: "Bir adamin hatasi ile yirmi bin komsusu cezalandirilir mi, hapsedilir mi? Dünyada böyle hükmeden hicbir kanun var mi?" iste her sahifesi yirmi satir olan bes yüz sahifelik bir kitabin bir satirinda bir adama siddetli tokat vurmussa: Evvela, isim muay-
sh: » (T: 678)
yen degil, orada mesuliyet yok- sayet olsa da, sansür gibi o satir silinir. O kitabi müsadere etmek, onbin adami hapse sokmak gibi kainatta isitilmemis bir kanunsuzluk, bir zulüm oldugu gibi; öteki yirmi bin satirlar simdiye kadar yirmi bin adamin imanini kuvvetlendirdigi cihetle yirmi bin hasene ve iyilik oldugundan elbette o hatayi ve seyyieyi affettirir...
Ben siddetli hasta olmasaydim daha konusacaktim. Siz hizmetkarlarim tashih ve islah edersiniz. Hatta münasib görseniz, manen polislerin bir vazifesini gören Risale-i Nur'un asayis hizmetinde polislere büyük bir kuvvet olan derslerine polisler herkesten ziyade taraftar olmak lazim gelirken, simdi resmen taharri memuru suretinde polislik aleyhinde olan bu hizmeti polislere vermeye ruhum razi degil. Onlara umumen hakkimi helal ettigimi söylersiniz.
Sadisen: siddetli bir teessüfle "Leyle-i Mirac" vaktinde Mirac-i serif, suhur-u Selase hürmetine vesile beklerken, Tarihce-i Hayat hasebiyle taharri hadisesi siddetli bir keder verdi. "Sadaka belayi defeder" mealindeki hadîs-i sahihin hükmüyle, Risale-i Nur Anadolu icin belalari defeder bir sadaka hükmüne gectigi; ona beraetler ve serbestiyetler verildigi zaman belalarin def edilmesi, ona hücum edildigi zaman belalarin gelmesi yüz hadisesi var ki, bazan zelzele ve firtinalarla kaydedildigi gibi, bu defa da hayatimda görmedigim tahtessifir onsekiz dereceye yakin bir soguk, taarruz ve taharrinin ayni vaktinde geldi.
Üstadimiz siddetli hastaligindan fazla konusamadi. Hasta halinde hizmetkarina dedi: Merak etmemeleri icin bera-yi malûmat bazi dostlara ve bazi resmî zatlara gönderirsiniz.
siddetli hasta Üstadimizin Evet, hizmetkarimin
hizmetkari. yazdigi dogrudur
SAiD NURSi
sh: » (T: 679)
Muhterem Üstadimiz,
Mücahede-i maneviyenize ve sabr-i cemilinize mükafaten Cenab-i Hak tarafindan ihsan buyurulan kudsî iman davanizin tahakkukunu Risale-i Nur'un serbest intisari ile idrak etmis bulunuyoruz. Senelerden beri devam edegelen bu kudsî dava, bu ideal ve bu cetin mücadele, zaferle neticelenmis, Hakkin istedigi olmus, gönlümüzün emel ve arzusu yerine gelmis, iman küfre galebe ederek zulmet perdeleri catir catir yirtilarak afak-i cihan Nur'un parlak ziyasi ile aydinlanmistir. Bu neticeye ve bu zafere ulasmak, iman nimetinin sonsuz saadetine kavusmak ve dolayisiyla da Hakka yaklasmak bahtiyarligini bizlere, Türk Milletine ve belki bütün insanliga bahseden Risale-i Nur bu muazzam ve korkunc imansizlik savasinin kurtarici atomu olmus, ruhlarimizi tamir, kalblerimizi takviye, gönüllerimizi fetheylemistir. Bu bakimdan minnet ve sükranlarimizi sevgili ve muazzez Üstadimiza arzederken, asirlik ömr-ü mübareklerinizin gecirdigi hayat safhalarinin her ani mücadele, mücahede, iskence, eziyet, zulüm, menfa dolu korkunc bir devrin cile ve izdirablariyla gecmesine ragmen, azminizin, sadakatinizin, feragat ve cesaretinizin ve nihayet o celikten daha kuvvetli iman ve suurunuzun, hülasa: islamiyeti anlayista, insaniyeti kavrayista, icte ve dista örnek insan olusunuzun ve bilhassa Risale-i Nur Külliyatinizin insanlik alemi üzerine biraktigi tesir, aksettirdigi mana ile daima izinizden, yolunuzdan gidecek olan, giden, gitmeye azmeden milyonlarca Nur talebeleri size meclûb, size mütesekkirdirler.
Muhterem Üstadimiz, artik bütün yorgunlugunuza ve ihtiyarliginiza ragmen cetin imtihaninizin muvaffakiyetle neticelenmesi sayesinde müsterih olunuz. Artik bu kudsî davayi, bu iman ve Kur'an davasini devam ettirecek istikbalin genc Said'leri yetismistir. iman nuru ve suuru ile onlar bu kudsî ve ulvî davayi yürütecekler ve insaallah kiyamete kadar devam ettirecekler ve nesilden nesile intikal ettirecekler.
Muhterem Efendimiz, yarin tarihin altin sahifelerinde iftihar ve ihtisamla yadedilecek olan yeni ve mufassal "Tarihce-i Hayat"inizin Ankara'da tabedilip hitama ermesinin sevinci icinde
sh: » (T: 680)
bayram etmekteyiz. Zira bu "Tarihce-i Hayat" ömrünüz boyunca ille-i gaye edindiginiz imani kurtarmak davaniz ugrundaki mücadele ve mücahede safhalarinizi, bin türlü mahrumiyetler icerisinde yorulmak bilmeyen bir azimle maksada vasil olusunuzu ve aleme rahmet olan Risale-i Nurlarin te'lif, tanzim ve nesri hakkinda tatminkar malûmat vermesi bakimindan büyük ehemmiyeti haizdir. Bugün milyonlarca insani costurup, selamete götüren bu Nur deryasi daima kükreyecek, küfrü bogacak, zulmeti yirtacak, insanliga hami ve halaskar olacaktir.
Size medyun-u sükraniz. En derin sevgi ve muhabbetlerimizle selam ve hürmetlerimizi arzeder, dua-i mübareklerinize intizaren ellerinizden öperiz aziz, sevgili Üstadimiz.
istanbul Nur Talebeleri