Sohbet
NurduaScript
Aysimam
  Script
Turkce Mirc
Forum
   Nur DuA
Hos Geldiniz
                                                                               GiRis
Dinler tarihi incelendiginde görülüyor ki, halk tabakalari, ilâhi dini ögreten peygamberlerinden zaman bakimindan uzaklastikca eski dinlerinden kalma bazi inanc, âyin ve âdetleri yeniden canlandirmislardir. O kadar ki, peygamberlerin bildirdigi ve ögrettigi Tevhid (Tek Allah) inancindan uzaklasarak, eski bâtil inanclarina yeniden sapabilmislerdir.
Her yeni gelen peygamber, insanlari bu yanlis inanclarindan uzaklastirmak icin büyük mücadele vermistir. Fakat "paganist" inanclarindan kopamayan, ilâhi gercekleri idrak edemeyen bazi kavimler, peygamberlere karsi direnerek, bu yolda seller gibi kan akitmislardir. cünkü insanoglu en cok inanc ve vicdanî konular üzerinde hassasiyet göstermektedir, insan; inananin yanlis, gittigi yolun tehlikeli oldugunu görse bile, cogu zaman aliskanliklarindan kolay kolay vazgecemez. Eger bir de bazi menfaatlerinin yok olacagi evham ve endisesine kapilirsa daha da hassaslasir. Akli ve gönlü iyice yatmadikca kanaatini degistiremez. Birtakim ihtiraslar onu, daha da tutucu hale getirir ve sertlestirir.

îste bu nitelikteki insanlar, peygamberlerin teblig ettigi ilahî dinlere, daima karsi cikmislardir. Böylece ilahî dini kabul edenlerle, etmeyenler arasindaki kavga, tarih boyunca sürüp gelmistir.

Peygamberlerin izinden gelen gercek din ulemasi yanlis inanc ve hurafelerle mücadeleye devam etmislerdir. Ancak her devirde ve her toplumda, yanlisa ve bâtila sapanlar daima olagelmistir. Zira bir dinin esas ilkeleri, âyinleri baska bir din icerisine hemen ayniyla gecmese de, "hurafeleri" bir din ehlinden baska bir din ehline, bir hastalik, gibi sirayet edebilmektedir. cünkü insan topluluklari her yerde, bazi kültür ve egitim farkliliklarina ragmen insan olma nitelikleri bakimindan birbirinin aynidir. Bu itibarla diger din topluluklari icerisinde oldugu gibi, müslüman toplumlar arasinda da hurafelere inananlar mevcuttur. Özellikle cesitli kavim ve milletler müslüman olduktan sonra bu batil inanclar daha da cogalmistir. Her kavim beraberinde "cahiliye" âdetlerinden birseyler getirmistir.

Müslümanlar arasinda görülen, fakat islâm'in esas talimatiyla bagdasmayan bazi yanlis ve acaib âdetler, müslümanlara eski Misir, Babil, Hint, Acem, Fenike, Roma ve Helenler gibi ilkcag kavimlerinden intikal etmistir. Bazi bâtil inanislar da Yahudi, Hiristiyan ve samanlardan gecmistir.

Bugün müslümanlarin cogunlugu teskil ettigi yerler, eski caglarda hurafelerinin coklugu ile söhret bulmustu. Hint, iran, Misir, Keldarüstan, Filistin, Arap Yarimadasi kisaca Kücük Asya, vaktiyle cesit cesit kâhinler yetistirmis, acaib ve garip inanclara sahne olmustu.

Bu hususta M.semsettin (Günaltay), "Hurafattan Hakikate" adli eserinde sunlan yazmaktadir.

"Yildizlarin vaziyet ve hareketlerinden hükümler cikarma âdeti, insanliga Keldanilerin armaganidir. Önceleri bir tapinma hissi ile baslayan efsane devri zamanla daha cok yogunluk kazanmistir. Halkin basina birer bela olan kâhinler, cahil kitleyi istedikleri gibi kullanmak, zâlim hükümdarlari, kendi emirlerine boyun egdirebilmek icin, bâtil inanclarin artmasini bütün seytanliklariyla devam ettirip nüfuzlarini yükseltmislerdir..."

Kâhinlerin nüfuzu o dereceyi bulmustu ki, savas ve baris gibi büyük islerden, yeme, icme, tiras olma ve yikanma gibi basit islere kadar her sey, kâhinlerin uygun görmesiyle yerine getiriliyordu.

Kâhinlerin dedikleri halk tarafindan büyük bir hürmet, derin bir inanc ile karsilandigindan kisa bir süre sonra gelenek hükmünü aliyordu(1) .

Keldâniler ortadan kalkali asirlar gectigi halde sihirbazlarin, kâhinlerin ortaya attigi hurafeler, halen insanligin önemli bir kisminda etkisini göstermektedir.

Mesela, türbelerde kandil yakmak âdeti Fenikelilerden intikal etmis bir âdettir. Aslinda Fenikeliler (Sur) sehrinin hâmisi, servet, ticaret ve denizciligin ilâhi olan (Melkâres)'in heykeli önünde sürekli kandil yakarlardi.

"Sihir ve reml, bakla dökmek, fala bakmak..." gibi hurafeler de müslürnanlara Misir ve Asur'lulardan gecmistir.

Müslümanlar arasina Süryanilerden de bir cok bâtil âdetin girdigi bir gercektir. Süryaniler, güvercinlere kutsal hayvan nazariyla bakarlardi. Bu inanc aynen müslürnanlara da gecmistir. Süryanilerin Ruhanileri, ibadet esnasinda, kan ter icinde kalincaya kadar didinirlerdi. Bizim cahil dervislerin icinde de bunlarin hareketlerini taklid edenlerin az olmadiklari herkesin malumudur.

Mahud "Kaf" dagi hurafesi de iRAN efsanelerinden gecmistir. Eski iranlilar (Kaf) isminde kutsal bir dag ile onun üzerinde "ANKA" adinda bir kusun varligina inanirlardi. Bu kusa ait efsaneler Osmanli Edebiyatina bile girmistir.

iran kahramani meshur Rüstem ile Simer arasindaki maceralar, iran Edebiyatinin en parlak hayallerinin süslü sekillerle yapilan levhalarina kaynak teskil etmistir.

Ayrica öteden beriden mana cikarmak, bazi nesnelerde ugur ve ugursuzluk olduguna inanma âdeti de Romalilarla putperest Araplarin miraslarindandir.

Romalilar kuslarin ucusundan, ötüsünden birtakim hükümler cikarirlardi. Bu âdet ayniyla Araplarda da görülmektedir.

Bugün ugursuz saydigimiz baykus Romalilar tarafindan ayni sekilde kabul olunurdu. Bir Romali, baykusun ötmesini bir felaket baslangici olarak telâkki ederdi.

Keldanilerin kâhinlerine karsilik eski Araplarda da Arraflar (falcilar) bulunurdu.

Eski Yunanlilarin yari tanrilari, Hiristiyanligin yayginlasmasindan sonra adlarim degistirerek (Ay'a) namini almislardi. Bu gelenegin yerlesmesi zamanla türbeperestlik seklinde, islâmiyete sokulabilmistir(2).

islâm'dan önceki ilahî din olan Hiristiyanlik icerisine de bir sürü bâtil inanis sokulmustur. Mesela, Hiristiyanlarin kutladigi "paskalya" bayramlari bunlardan biridir. Bu bayram, kaynagi itibariyle, eski insanlarin tabiata taptiklari cagdaki cihansümul yaz bayraminin devamindan ibarettir. M.Ö. 3000 yillarindaki göcebe Yahudi kavmi bu bayrama "PESAH" adini verirdi. Tanrinin merhametini celp icin davarlarinin ilk dölünden kurban keserlerdi. Yahudiler Filistin'e yerlesip ziraat hayatina gectikten sonra bu kurban törenine hamursuz ekmek(*) de karismis oldu. Daha sonralari bu tören Yahudilerin Misir'dan ciktiklarinin sükrani olarak dinî bir bayram sifatini kazandi. Halbuki menseinde bu tören (kisin ölüp, ilkbaharda dirilen) "Nesvünema" tanrisi serefine yapilan müsrik bayrami idi.

Hiristiyanlar bu (Paganizm) devrinin bayramini "kitaba uydurup" isa'nin ölüp dirildigi serefine yapilan muhtesem dinî bayram olarak kabul ettiler(3).

cagdas kültürün en yüksek seviyesine erisen batili milletlerin halk topluluklarinda da eski caglardaki müsrik inanislarinin kalintilarini görmekteyiz.

Aslinda bugünkü milletlerin hicbiri hurafelerden tam anlamiyla alinamamislardir. inandiklari dinin kurallari icerisine daha önceki dinlerden mutlaka birtakim inanislar, âdetler girmistir.

cünkü hurafe inanislari bir bulasici hastalik gibi bir din ehlinden baska bir din ehline gecebilmekte ve girdigi yerde de izler birakmaktadir.

Mesela eski samanist kavimlerin —agac kültü— (bazi agaclan kutsal sayma âdeti) hiristiyanlara gecerek "Noel Agaci" olmustur.

Üzülerek görüyoruz ki bu âdet yilbaslarinda Hiristiyanlarinkine benzer sekilde, simdi de bizim bazi müslüman "evlerine" ve "vitrinlerine" girmistir.

Oysa Hiristiyanlar bu agac "Kültü"nü Hz. isa'nin dogumu hakkindaki bir efsaneye dayandirarak kitaplarina uydurmus ve ona dinî bir hüviyet kazandirmislardir.

islâm öncesi eski Türkler, bazi su kaynaklarini, pinarlari, ulu daglan ve agaclari "kutlu" kabul ederlerdi.

Büyük islâm bilginlerinden "El-Birûnî", Oguz Türklerinin bir pinar yanindaki yere ve üzerindeki izlere secde ettiklerini söyler.

El-Birûnî böyle yerlerden birini söyle anlatiyor:

"Tus ile Abrasehir arasinda bulunan kücük göle benzeyen tatli sulu bir pinar Kimâk ülkesinde MENKÜR denilen dagda bulunuyor. Bu pinar büyük bir kalkana benzer. Suyu kenari ile bir seviyededir. Bu pinardan ordu icse bile suyu bir parmak kadar dahi eksilmez(4)"

Su kültü cok eski müsrik dinlerin kalintisi olarak zamanimiza kadar gelebilmistir. Mesela istanbul'daki "AYAZMALAR", kutsal su olarak kabul edilip ziyaret edilmektedir. Bu, Bizans âdetlerinden intikal etmisdir.

Kutsal agac ve kutsal sular olarak kabul edilen bazi mahallere, Anadolu'nun cesitli bölgelerinde rastlanir. Bazi camilerdeki "sadirvan"lara, para atma âdeti de bu inanctan kaynaklanmaktadir. Bunlar Türklerin islâmiyeti kabul ettikten sonra dahi hâlâ bazi inanc ve âdetlerini büsbütün terketmediklerini göstermektedir.

islâm Dini eski "cahiliyye" inanc ve âdetlerini birakmayi kesinlikle emir buyurmasina ragmen, bircok âdet hâlâ varligini devam ettirmektedir.

Hâlâ, "kutlu" sayilan bazi mahallerdeki agaclara, calilara, incirlere, türbe pencerelerine(**), mezar taslarina vb. su, bu niyetle "meded umarak" bez baglayan, mum yakan, para atan, tuz serpen, bahcesinde, esiginde kurban kesen zavalli müslümanlar az degildir!..

Kizinin nasibini actirmak, gelinine büyü yaptirmak, bilmem neredeki "yeralti hazinelerini" ögrenebilmek icin "falcilara", "üfürükcülere", "muskaci ve büyücülere" kosusturanlar, belki tahmin edilenden cok daha fazladir!..

Yaziktir ki, bunlarin sonucu olarak meydana gelen huzursuzluklar, avuc dolusu harcanan paralar, inanilmayacak ölcüde verilen hediyeler sihir-büyü neticesi bunalima düsen gencecik insanlar ve aci felâketler.

Bu tür islerden para kazanan hoca(!) kisveli sahtekârlar, madrabazlar... Ve onlara canak tutan sinsi simsarlar...

Kanaatimizce bütün bunlar, yüce islâm Dinini iyi bilmemenin, onun gönül doyurucu, ruh oksayici akli ilkelerinden uzak kalmanin belirtileridir. Bilgisizligin manevî sahadaki yikimidir.

Bu kitabimda bazi hurafelerin neler oldugunu ve ne gibi zararlara sebep oldugunu vurgulamaya calistim. Amacim,; "Önsöz" de de belirttigim gibi dinime, ülkeme ve kandirilmaya calisilan masum insanlarimiza hizmettir.

Onlari, inanclarini zedeleyici hurafe illetinden uzak tutmak, bazi istismarcilarin elinden kurtarmaktir.

Kitabi iki ana bölümde hazirlamaga calistim.

Birinci bölümde; Muska ve Tilsimlar üzerinde durup muskanin, sihrin (büyünün) ne oldugunu, nicin yapildigim ele aldim. Sihir karsisinda islâm'in hükümlerini özetlemeye calistim.

ikinci bölümde ise yaygin olan hurafeleri inceledim. Derledigim hurafelerden örnekler sundum. Yeri geldikce bu inanislar karsisinda islâm'in görüslerini belirttim.

Bu calismamda D.i.B. Ankara Egitim Merkezi'nde kursta bulunan 1985/1986 dönemi kursiyerlerine, bana bölgeleri hakkinda bilgi veren meslektaslarima tesekkür etmeyi bu vesileyle ifade etmek isterim.

(1) Hurafattan Hakikate, M.semsettin, s. 297, istanbul, 1332

(2) Hurafattan Hakikate, s. 298-300.

(*) Hamursuz ekmek, mayalanmadan firinda, tandirda pisirilerek yapilan ekmektir.

(3) Hurafeler ve Menseleri, Abdülkadir iNAN, DÎB Yayini, s. 5. Ankara 1962

(4) Hurafeler ve Menseleri, s. 15.

(**) Bunlarla ilgili anilarim genis olarak ilgili bölümde anlatilmistir.

ana sayfa.